DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 3°C
Çok Bulutlu

YOLDA OLMAK

20.08.2020

Bazen bulmaca çözeriz. (H) ile başlayan ve beş harfli bir soru çıkar karşımıza.
Uygun kelimeler sıraya dizilir zihnimizde. Hakim, hakem, halat, hayat…
Doğru sözcük hayattır. Ah o hayat yok mu o hayat! Doğduğumuz andan
itibaren başlar ve uzun bir yolculuk olarak devam eder. Neler ve kimler katılmaz ki o yolculuğumuza. Her durakta birileri gelir, birileri gider.
İlk yolculuk ailede başlar. Sevgi, saygı, paylaşmak gibi değerlerin temeli
burada atılır. Sevginin en duru en saf halini ailemizden öğreniriz. Bireysel
olduğu kadar ulusal değerlerimizi de kuşanır, örnek bir yurttaş olma yolunda ilk
adımları atarız. Üzerimizde nasıl bir önlük varsa içimizde de ulusal bir kimlik
oluşur. (Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak büyüklerimi saymak, yurdumu milletimi özümden çok sevmektir…)
Damarlarımızda dolaşan kan rengindeki bayrağı göndere çekip İstiklal
Marşı okunurken okul yıllarında yaşadığımız heyecanı, bugün hala
hissedebiliyorsak bu ikinci durakta aldığımız eğitim sayesindedir.
Eğitimini tamamlayamamış kişiler için “Hayat okulundan mezun oldum”
ifadesi toplumumuzda çok kullanılan bir deyim olmuştur ki; hayat okulu
gerçekten üçüncü durağımızdır.
İlerleyen yıllarda geçmişi andığımızda, yüzümüzde acımsı bir tebessüm
belirir. Yüreğimizi tatlı bir keder kaplar. Hayatın ara sokaklarında yürümeye
devam ederken, yardıma ihtiyacımız olduğu anlar olmuştur. Her şeyin tükenip
bittiğini, yolun sonuna geldiğimizi sandığımız anlarda yardım beklerken,
bazıları yardım elini uzatmak yerine toprakla örtmeye çalışırlar bizi. Çoğumuz
iç güvenimizi yitiririz.
Hayattan aldığımız yaralar; dizlerimizde ve avuç içlerimizdeki yaralardan
ibaret değildir. Bedenlerimiz ve en çok sırtımız dostlar tarafından hançerlenir
bazen. Hassas yürekli insanların imtihanı ağır olur bu yolda. Bir ara oturur mola,
veririz bir durakta. Bir tiyatro sahnesi gibi izleriz kendi yolculuğumuzu. Perde
açılır sahneye çıkıp kendi rollerimizi oynarız. Her birimiz kendi senaryomuzun
kahramanı oluruz. Alkışı olmayan tiyatro sahnesi kapanmadan da devam ederiz
rollerimize. Nasılsa bir gün omuzlarda taşıyacaklar bizleri. Perde kapanacak ve
çiçek atmak yerine üzerimize ekecekler çiçekleri. Nasıl çok severim Seneca’nın o ünlü vecizesini:
“Hayatı komedi sananlar son espriyi iyi düşünsünler” der Seneca.
Bu yolculuk son durağa kadar devam eder. Bazen güle oynaya, bazen ağlamaklı bazen de mutlu… Kimi anlar ise sıkıntıların hiç bitmeyeceğini düşünürüz.
Güneşin doğuşu ve batışı ayrı ayrı güzeldir. Hayat yolculuğumuz dört
mevsimle iç içe sürer. Her mevsimin ayrı güzelliği vardır. Gönül bahçemizde bir
gün çiçekler açar, diğer bir gün hazan mevsimi olur yapraklar dökülür.

Aslında hayat uzun bir yolculuk değil midir? Bazen düz, bazen virajlı,
bazen günlük güneşlik ve bazen de sisli karlı.
Hayat yolculuğumuzun yarısını geçmiş olmamıza rağmen son durağa kadar bizi bekleyen yeni duraklar, yeni rotalar yeni istasyonlar vardır. Kaç
perona sığar dediğimiz yalnızlığımızı alıp götürecek olan o meçhul tren gelir belki…
Yeni merhabalarımız var daha o yolculukta.
Hayatı kendimize ve başkalarına zehretmeden, kirletmeden yürümek, yola
koyulmak gerek.
Güzelliklere çıksın hayat yolculuğunuz.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.