DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 24°C
Gök Gürültülü

SÖZCÜKLERİN MÜLTECİ HALİ

27.11.2020

SÖZCÜKLERİN MÜLTECİ HALİ
(Edebiyatta Kimlik Bunalımı)

Yeryüzündeki tüm canlılar doğar, büyür ve ölür. Vahşi kapitalizm, Tanrı’nın elinden levhi mahfuz kalemini almış ve tekrar yazmıştır canlıların tanımını.
Canlılar doğar, büyür, eziyet çeker ve ölür. Doğduğum günden beri, kene gibi bedenime yapışan bu eziyeti ben yaşamım boyunca görmezlikten gelmiş bir adamım. O hiç yokmuş gibi, güldüm, eğlendim, mutlu olabildim ve yaşadım. Hasta döşeğimde şaka yaptım, ölüm döşeğindeki dostlarımı gülümsettim ve bu pozitif yaşam tarzımı asla elimden bırakmadım.
Bir gün içinde nasıl bazı yazarlar ünlenip gökten zembille yere inebiliyorsa yine bir gün içinde gökten zembille indirilen terör örgütlerinin dünyaya korku
saldığı şu günlerde şaşkınlıktan veya korkudan asla bir eser yok yüzümde. Medikal mağazalarından kredi kartı ile satın alınmış çakma ve protez bir gülümseme değil benimkisi. İçimden kaynıyor. Bu da yetmezmiş gibi bir şeyler karalama krizim tuttuğunda –şimdiki gibi- gülümseyen sözcükler arıyorum lügatten. Lakin benim ruh halimin tam aksine, hepsi vıcık vıcık sayral-sümük iç çekerek ağlıyor. Her birinin gözü sulu sepken. Bu kez de huzur sözcüğünü arıyorum ama saklanıyor benden. Midesine kramp girmiş serseri ve travma nöbeti halinde görüyorum onu. Hiç olmazsa barış sözcüğünü bulayım diyorum.
Uğultular geliyor kulağıma. Büyük kalabalığın en önündeki imam, cemaatine
soruyor “barışı nasıl bilirdiniz” diye. Birçok kez olduğu gibi yine arkasından hançerlenmiş barış. Üzerinde al Türk bayrağı ile son yolculuğuna uğurlanıyor.
Nereden aklıma geldiyse namus sözcüğünü arayasım geliyor. İstanbul’un tüm Arnavut kaldırımlarını adımlıyorum. Yüksek kaldırımda üçüncü sınıf bir randevu evine düşmüş görüyorum namusu.
İnanç sözcüğünü arıyorum ve kent dışında bir mabette buluyorum inancı.
İnzivaya çekilmiş başında takke elinde tespih dua ediyor durmaksızın.
Metropolün ana caddesinde büyük bir kortejle karşılaşıyorum. Mert ile namert,
iman ile cihat, namus ile namussuz, bilgin ile cahil, sanat ile ucube hepsi kol
kola yürüyor. Şiirin nazlı kızı imgeye gidiyorum. Nerelerdesin uzun zamandır seni göremiyorum diyorum. Ah diye yakınıyor. Artık kimse beni kullanmıyor. Benim
yerime dış ülkelerden İnga diye bir kız buldular. Yerlisi de var ona da yenge
diyorlar diye yanıtlıyor sorularımı. Peki diyorum hadi sen yoksun hiç olmazsa

bu inga ile yengeye nerede rastlayabilirim. Gülümseyerek şöyle fısıldıyor
kulağıma: – Yüz metre ileride iki liralık kabak çekirdeği al görürsün. Sanırım
yüz metre daha yürüyorum ve çekirdekçiden iki liralık kabak çekirdeği alıyorum. Çekirdekleri çıtlattıktan sonra kukuletayı açıyorum. Oldukça pahalı
bir şiir kitabından yırtılmış bir sayfa. Ama bu sadece bir kukuleta… Şiir olsa okurdum. Çikolata olsa yerdim ama sadece bir kukuleta. Çekirdekçi sapına kadar haklıdır. Kabak çekirdeği başka bir şeye sarılmaz ki. Birbirimizi kandırmayalım bayanlar, baylar! Edebiyatın da şiirin de sanatın da müziğin de romanın da öykünün de velhasılı insanlığın da durmaksızın yok edildiği bir çağda yaşıyoruz. C. Çalık

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.