DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 31°C
Az Bulutlu

SOSYAL MEDYA, MEYDAN OKUMA (CHALLENGE) AKIMLARI VE DÜŞÜNCELER

11.05.2021

SOSYAL MEDYA, MEYDAN OKUMA (CHALLENGE) AKIMLARI VE DÜŞÜNCELER
Başta Instagram ve Facebook olmak üzere sosyal medyada özellikle son bir haftada “#20liyaşlarchallenge, #20yearschallenge gibi etiketlerle bir paylaşım furyası, akımı var bildiğiniz üzere. Bilmeyenler için kısaca özetlemek gerekirse, 20’li yaşlardaki fotoğraflar, bir nevi “hey gidi günler hey” veya benim gibi 40-50 yaş üzerindekiler içinse “hey gidi gençliğim hey” dedirten acı veya tatlı anıları hatırlatır bir şekilde paylaşılıyor.
Eeee, ne var bunda, ne olmuş yani paylaşılıyorsa, ne güzel eski günlerimizi yad ediyoruz diyenler olabilir. Çuvaldızı önce kendimize batırma babında en baştan belirteyim ki, bendeniz de bu akıma sosyal medya hesaplarımdan paylaştığım iki adet fotoğraf ve yirmi yaşında yazmış olduğum bir şiirim ile katılmış biri olarak, bir şey olacağından değil, sadece bu akımı başlatanların kötü niyetli olmadıklarına ve bunun da altından tabiri caizse bir çapanoğlu çıkmamasına inanmak isteyenlerdenim.
Ancak, bu meydan okuma (challenge-çelınç) furyası, ünlü ünsüz her kesimden yediden yetmişe birçok kişiyi kısa sürede girdabına çekince, konunun uzmanı bazı bilişimciler bu ve benzeri sosyal medya akımlarına karşı dikkatli olmamız konusunda bizleri uyarma zorunluluğu duymuş olmalılar ki, medyaya yansıyan haberlerden bunu görüyoruz. Okuyabildiğim kadarıyla gazete ve bazı internet haber sitelerinde uzmanlar tarafından vurgulanan ve endişe edilen hususlar özetle şu şekilde ifade edilmiş:
“20’li yaş challenge akımından yüz tanıma sistemi üzerine çalışanların yararlanabileceğini, çünkü çözmeye çalıştıkları sorunlardan biri de yaşlanmanın oluşturduğu yüzdeki değişikliklere karşı algoritmaya direnç kazandırmak. Bu akım doğrudan bu amaçla başlatılmıştır demek zor ama bundan faydalanabilecekleri çok aşikâr. Facebook ve Instagram daha önce ’10 yıl challenge’ yapmışlardı. İnsanın her yaş dönümünü kayıt altına alıyorlar. Farklı algoritmalar oluşturuyorlar. Bu uygulamanın tamamen veri toplama amaçlı olduğunu söyleyemeyiz ama bu kadar veri de çok rahatça kullanılabilir. Bu tarz uygulamalarda dikkatli olmak veri paylaşmamak gerekir. Çünkü ileri teknolojilerde banka hesabımıza ya da evimize yüz tanımayla girebiliriz. O zaman bu veriler kullanılabilir. Bunun, şifrenizi paylaşmaktan farkı kalmıyor.”
Bu uyarıdan şahsen benim anladığım şudur; yaptığımız ve yapacağımız sosyal medya paylaşımlarımız ile ilgili farklı komplo teorileri kurmadan, paranoyak olmadan, olabildiğince dikkatli ve ölçülü olmalıyız. Yaşadığımız bu dönemde sosyal medya, kabul etsek de etmesek de hayatımızda büyük bir yer kaplıyor, vaktimizin maalesef çoğunu yutuyor. Kötü olan sosyal medyanın, akıllı telefonların, baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojinin kendisi değil elbette. Kötü olan, zararlı olan ve zararlı hale gelen, bizim bunları kullanım şeklimiz ve amaçlarımız.
Şimdi burada bu konuyla ilgili sosyolojik ve psikolojik tespit ve tahlillere girişecek değilim. Lakin apaçık görülen bir gerçeği ifade etmeden de geçmek olmaz. Biz toplum olarak, millet olarak maalesef bazı konularda ölçüyü kaçırabiliyoruz, bazen vur deyince öldürüyoruz. Sosyal medya paylaşımları da bu konulardan bir tanesi, belki de en üst sıradakilerden bir tanesi desek abartmış olmayız sanırım.
Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, gezdiğimiz her şeyi, her anı anında paylaşmazsak sanki hayatımızda büyük bir eksiklik olacak, sanki dünyanın çivisi çıkacakmış gibi bir ruh haleti içerisinde davranıyoruz. En basit hâl hatır sormadan tutun da dini ve milli günlerimizi, özel günlerimizi kutlamayı bile bu mecra üzerinden yapmayı, bir nevi sıramızı savmayı yeterli görüyoruz.
Sosyal medya vasıtasıyla hiçbir rahatsızlık duymadan özel hayatlarımız, ailelerimiz, çocuklarımız, kısacası her şeyimizle dolu tribünler önünde oynuyoruz bu hayat denen oyunu. Kimimizin derdi hava atmak, kimimizin derdi tevazu görünümlü kibrimizi kabartmak, kimimizin derdi “bak dolu dolu yaşıyorum bu hayatı” mesajları vermek, vesaire vesaire, liste uzayıp gider. Sosyal medyadaki bu paylaşım abartısını, Facebook için söylenen “face tamam da book’unu çıkarmamak lazım” sözü gayet veciz bir şekilde (!) özetliyor sanırım.
Velhasıl, sosyal medyadaki meydan okuma (challenge-çelınç) akımlarına duyduğumuz ilgi ve alakanın, yaptığımız katkının, harcadığımızın zamanın keşke yarısını -hatta çeyreği bile olsa hiç fena sayılmaz- kitap okumaya, kendimizi geliştirmeye, sanata, sohbet etmeye, ailemizle, sevdiklerimizle daha fazla vakit geçirebilmeye ayırabilsek, bu konularda da bir meydan okuma akımları başlatsak ve milyonlar bu akıma, bu furyaya dahil olsa ne güzel olur değil mi?
Kulağımı çınlatmanıza gerek yok (!), en başta söyledim, en sonda da söyleyeyim, çuvaldızı önce kendime batırdım.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.