DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 17°C
Az Bulutlu

KUR’AN’DA ANILAN ESKİ KAVİMLER-1-

21.03.2021

KUR’AN’DA ANILAN ESKİ KAVİMLER
1 – ASHAB-I A’RAF :
Ashab , sahabe kelimesinin ef’al vezninde cem’i mükesseridir . Sahabeler demektir .
Yoldaşlar , arkadaşlar , dostlar ifadesidir. Bu kimseler HZ. Muhammed’i görmüşler , O’nun
Peygamberliğine inanmışlar ; yol gösterici, hidayet rehberi , İslâm’ın Peygamberine her hususta
tabi olmuş Cennet mekân Peygamberle beraber Medine’ye hicret eden Mekkeli Müslümanlar ve
Onları sevgiyle karşılayan Medineli Ansar yardım eden Müslümanlardır .
Kur’an’ı Kerim’in A’raf Sûresinde 47-49 . Ayetlerinde Ashab-ı A’raf’tan bahseder , kim
olduklarını belirtir . Ayet mealleri aşağı yukarı şöyledir :
Cennetle Cehennem arasında bir sur vardır. Orada bulunan A’raf Ehli kimseler , Cennet ve
Cehennem Ehlinin hepsini yüzlerinden tanır . Onlar Cennet Ehline :
– Size selâm olsun , diye seslenirler .
Kendileri Cennete girmemiş , fakat girme iştiyakı içindedirler .
Gözleri Cehennem Ehline çevrildiğinde ise :
– Ey Rabbimiz ! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma , derler .
A’raf Ehli , yüzlerinden tanıdıkları Cehennemliklere seslenirler ve derler ki :
– Ne dünyadaki taraftarlarınızın çokluğu , ne servetiniz ne de büyüklük taslamanız size bir
fayda vermedi .
-Allah onları rahmetine eriştirmez diye yemin ederek küçümsediğiniz kimseler , şu Cennet
ehli olan zayıf ve fakir Mü’minler miydi ?
-Siz de ey Mü’minler ! Girin Cennete , size ne bir korku vardır ne de mahzun olursunuz
(A’raf47-49)
Muhacir ve Ansar’dan İslam’a ilk girenlerin başta gelenleri ve iyi amellerle onların
ardınca gidenler var ya , İşte Allah onlardan razı oldu , onlar da Allah’tan razı oldular . Ve onlara
altlarında ırmaklar akan Cennetler hazırladı ki , içlerinde ebedi kalacaklar . İşte bu , büyük
kurtuluştur .(Tevbe99-100)
A’raf ise Cennetle Cehennem arasında bir yerin adıdır .
Ashab-ı A’raf kimlerdire gelince ,onlar da :
Onlar da çekilmiş surun tepesinde sağ taraftaki Cennetliklere bakıp :
-Selâm sizin üzerine olsun !..derler .

Sol taraftakilere bakınca :

-Aman Yarabbi !..Bizi bunlarla eyleme , bizi ayrı tut , derler .
Bu husus Rasûlüllaha sorulduğunda şöyle cevaplamıştır :
– Cenabı Hak kullarını ayırıp bitirdikten sonra en son kalan kullarına da :
– Sevaplarınız sizi Cehennemden kurtardı , fakat Cenneti hak edemediniz . Sizi ben
Rahmetimle Cehennemden azad ediyorum . İstediğiniz Cennete giriniz , buyuracak .(Taberi Tefsiri)
A’raf Ashabı hakkında iki görüş ileri sürülmüştür :
A’raf ehli , amelde kusur etmiş , tartıda iyilikleri ile kötülükleri eşit gelmiş Allah’ı tanıyan
kimselerdir .
İkinci fikre göre ise , bunlar Peygamberler , şehitler ve hayırlılar , alimler gibi yüksek
dereceli zatlardır .
A’rafı şöyle vasıflandıralım :
Düz bir arazide orta yere bir sur , duvar yükseltelim , bu yüksek surun EN TEPESİNDEKİ
KİMSELERE ASHAB-I A’RAF DENİR . BUNLAR SURUN SAĞINA BAKARAK CENNETLİKLERE :
SELÂM SİZE!..Derler .
SURUN SOLUNA DA BAKTIKLARI ZAMAN CEHENNEMLİKLERE :
AMAN YARABBİ !..BİZİ BU ZALİMLERLE BİR EYLEME , Derler .
Bu böyle olunca hemen Vakia sûresindeki Ayetlerlerde işaret edilenler akla geldi :
VE SİZ ÜÇ SINIF OLDUĞUNUZ ZAMAN :
SAĞDAKİLER , İŞTE O ASHAB-I MEYMENE NE KUTLUDUR O ASHAB-I MEYMENE (onlar
Cennettekiler )
SOLDAKİLER , ASHAB-I MEŞ’EME NE MUTSUZDUR , NE UĞURSUZDUR O ASHAB-I
MEŞ’EME (ONLAR Cehennemdekiler )
ÖNDE OLANLAR VAR YA , ONLAR ÖNCÜDÜRLER . İŞTE O
YAKLAŞTIRILANLAR=MUKARRABÛN’lar .
Vakia sûresindeki teşbih Ayetler , sağdakiler Cennetlikler ; soldakiler Cehennemliklerdir .
Üçüncü sınıftaki “MUKARRABÛN” İSE BELKİDE A’RAF ASHABIDIR . Diyelim !
Hülâsa , Kur’an’daki ASHAB-I MEYMENE SAĞCILAR = CENNETLİKLER ! DİR.
ASHAB-I MEŞ’EME SOLCULAR= CEHENNEMLİKLER ! DİR.
SABİKÛNE SABİKÛNE ÖNCEKİ VE SONRAKİ MUKARRABÛNE YAKLAŞTIRILANLAR ; ASHAB-I
A’RAF OLMA İHTİMALİNE GÖRE !..Diyelim ve bitirelim !..
2 – ASHAB-I MEDYEN , DOLASIYLA EYKE KAVİMLERİ :

Medyen , dağlık ve çokluğu ile Eyke ise , sık ağaçlık birbirlerine girift bol ağaçlık , verimli
, yer bataklı bir arazi . Suudi Arabistanın batısında , Ürdün ve İsrail’in güneyinde bulunmaktadır
Şuayb Peygamber önce Medyen kavmine onların helâkından sonra Eyke kavmine
gönderildi . Çünkü bu iki kavim ayni bölgede bulunuyorlardı . Birbirlerine yakın iki şehirdi .
Hz. İbrahim’in soyundan olan Şuayb Peygamber , ayni bölgede yaşayan Medyenlilere ,
onların helâk edilmesinden sonra ayni tarz ve görevle Eykelilere görevlendirilmişti .
Hz. Şuayb’in onlarla mücadelesine geçmeden önce bu MEDYEN ve EYKE hakkında biraz
duralım :
Arabistanın batısında , Ürdün ve İsrail’in güneyinde Medyen ve Eyke denilen iki şehir
mevcuttu . Hindistan taraflarından gelen ticaret kervanları Medyenden geçerek Afrikanın
kuzeyinde Cezayir ve Tunus gölgelerinde mal alıp mal satarlardı .
Medyen şehri , dağlalık gölge , dağların ve sarp kayaların geçit vermediği , yeşillikler
içinde verimli bir yerdi . Medyenliler sarp kayaların sıkışık bir dar geçitte , kervanları soyarak
hileli ticaretleri sayesinde , soygunlar da yaparak insanların mallarını gasp ederek çok zengin ve
varlıklı kişiler olmuşlardı . Tartıda hile yaparak alırken düşük gösteren , satarken çoğaltan sapık ,
azgın , gaddar medyenliler ; ataları AD ve Semûd kavimlerini hiç aratmamışlardı .
Kızıl denizin kenarında birbirine yakın olan Eyke şehri de ayni durumda idi : Sık ve
birbirlerine girift ağaçlık , yemyeşillikler içinde verimli bir arazide bulunuyordu . Medyenlilerin
helâk edilişinden sonra ayni tarz , ayni görevle H. ŞUAYB Peygamber bunlara da uyarılara
başlamıştır .
Şimdi bunlar hakkında Kur’an’ı Kerim’de A’raf , Hud , Şuara sûrelerindeki Ayetlerin
sıralanışına bakalım , ne buyurur Kur’an’ı Kerim :
Önce Medyen’liler :
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik .
Dedi ki : Ey kavmim ! Allah’a kulluk edin . Sizin ondan başka ilahınız yoktur . Ölçeği ve
teraziyi de eksik tutmayın . Ben sizi bolluk içinde görüyorum . Yine de hakkınızda kuşatıcı bir
günün azabından korkuyorum .
Ey kavmim ! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin . İnsanların mallarına densizlik
etmeyin . Yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin . Eğer Mü’min iseniz , Allahın geri
bıraktığı sizin için daha hayırlıdır . Ve ben sizin üzerinize gözcü değilim .
Dediler ki : Ey Şuayb ! Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi sana namazın mı emrediyor ?
Veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi . Oysa ki sen yumuşak huylu ve
aklı başında bir adamsın .
Şuayb dedi ki: Ey kavmim ! Şayet ben Rabbimden ispat edici bir delil üzerinde
bulunuyorsam Ve bana , O kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse , söyleyin bakalım ben ne
yapmalıyım ? Sizi kendisinden menettiğim şeylerde . size muhalefet etmek istemiyorum . Ben

sadece gücümün yettiği kadar ıslâh etmek istiyorum . Muvaffakiyetim de ancak Allah’ladır .
Yalnızca ona güvenirim . Ve ancak ona döneceğim .
Ey kavmim ! Bana karşı gelmeniz sakın sizi bir musibete uğratmasın .( Ne gibi )
Nuh kavminin veya Hûd kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen musibetler
gibi .(Hûd 83-88)
Sırada uyarılan Eyke kavmi :
Eyke halkı da Peygamberleri yalancılıkla itham etti . Hani Şuayb onlara şöyle demişti :
Siz Allahtan korkmaz mısınız ? Ben size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim .
Benim mükafatımı verecek olan ancak alemlerin Rabbidir . Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden
olmayın . Doğru terazi ile tartın . Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin . Yeryüzünde
bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın . Sizi ve önceki nesilleri yaratan Allahtan korkun .
Şöyle dediler :
Sen olsa olsa iyice büyülenmiş birisin . Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin ?
Şayet doğru sözlülerden isen , üstümüze gökten bir parça düşürüver .
Şuayb :
Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir , dedi .
Onu yalanladılar da onları o gölge gününün azabı yakalayıverdi . O gün , azabı büyük bir
gündür .DOĞRUSU BUNDA BİR DERS VARDIR . Ama onların çoğu mümin değillerdi .(Şuara186-190)
Nihat Hatiboğlu bir vaazında bu kavimlerin yok edilişlerini şöyle anlatır :
1-Günlerce üzerlerine rüzgarlar esti .
2-Şiddetli , yakıcı sıcaklarla bunaldılar , kavruldular .
3-Evlerine girdiler ama fayda vermedi .
4-Kuyuları kurudu , suları bitti .
5-Serinlemek için sığındıkları gölgelerde bile kavruldular .
6-Üzerlerine yıldırımlar düştü .
7-Büyük bir gürültü ile dağlar yerinden oynadı .
8-Etrafta çaresizce kaçıştılar ama bu kaçışları fayda vermedi .
9-Mağaralara sığındılar , ama nafile her yer fokur fokur kaynıyordu .
10-Bulut gölgelerine sığındılar , gölgeler de sıcaktan kavruluyordu .
11-Sonunda yanarak kavrularak kül olup helâk oldular.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.