DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 4°C
Yoğun Kar Yağışlı

İNSANIN BİLİMLE İMTİHANI

29.11.2019

Eğitimin tarihsel eğilimi hep kendini yenileme üzerine seyretmiştir. Devirler bu devinim mirasını bize aktarırken çoğu zaman suçlayıcı/uyarıcı bir dil kullanmıştır. Enteresan bir şekilde de senkronik olmayan bir tahtırevan mantığının izlerini önümüze sunmuştur. Doğu – batı paradoksunu hep ayrı köşelerde bir başına ayrı ayrı gelişen aynı dünyanın farklı izlerini gözler önüne sermiştir. Bir taraf yükselirken, amacını kaybeden diğer tarafın düşüşünü görürüz tarihsel cetvelde. Antik dönem, doğu medeniyeti, batı medeniyeti, İslam Rönesans’ı takiben batı Rönesans’ı, Aydınlanma Çağı gibi hep ters yönde bir yükseliş…

Makedon kralı İskender’in Helenizm arzusu ve iki kültürü derç etme isteği de uzun süre varlığını koruyamamıştır. Bunun nedeni üzerine birazcık kafa yorduğumuzda ilginç olmayan bir gerçekle karşılaşırız; rehavet. İleri uygarlığa erişen topumun durduğu noktayı yeterli görmesi hastalığı. Tahtırevanın diğer yönündeki toplumun ise açlığı.

Antik Yunan ve Helen birikimini doğru okuyan İslam/doğu toplumu Harun Reşit’le yüksek bir değere ulaşırken, bu altın çağın kapısına dayanan Haçlı anlayışı bu kıymete bizden daha çok sahip çıkarak batıyı ihya edecek susuzluğunu Rönesans’la gidermeye başlamış, akıl çağı/aydınlanma çağı/Sanayi Devrimi ile bunu taçlandırmıştır.

XVI. yüzyılın kıyılarında Roma’yı kıskandıracak, Büyük İskender’in huzurunu kaçıracak olan dönemim süper gücü Osmanlı da elindeki değeri taşıyamamış ve rehavete kapılarak çağının gerisinde kalmıştır.

Kökenindeki Acaba? Doğru nedir? İnsan kimdir? Gerçek nedir? Us nedir? gibi sorular ve insan ihtiyaçları medeniyetleri ileri yönde bir sıçrayışa götürmüştür. Bilimde kesin doğru var mıdır? Sanırım büyük kitleler her çağdaki doğruyu sorgularken eklemlenerek yükselen bilginin ahlaka meyliniaynı oranda tekâmül ettirememiştir. Yani ahlaka hitap edemeyen ileri bir uygarlığın eşiğindeyiz. Bu doğrultuda günümüz insanı bilim neşterini tedavi için değil yıkım için kullanan bir makinaya dönüşmüştür.

Barutun icadında eğlence mantığı yerini yok etmeye, atomun parçalanması savaş sanayiine, yapay zekâ teknolojisi de doğru kullanılmadığında bunlara orkestra şefliği yapacaktır. Temel insan ihtiyaçları var etmek için değil, tahrip etmek için içimizdeki kötü tarafı beslemeye devam ederse kıyamet için İsrafil rolünü insanoğlu üstlenmiş olacaktır.

Öğretim ve akademik/bilimsel gelişmeyi takip etmekte yorulan bu eğitimsel/ahlaki gerilik belki de insanoğlunun sonunu getirerek mavi gezegenin salasını okutacaktır.

Unutmayalım ahlaksız bir bilim insanoğlunun tüm mirasını yok etmek için pusuda beklemektedir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.