HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ ?
Şirket Varlıklarının Banka Bilançolarına Taşınarak
Enflasyon Düzeltmesinden Kaçınma Fikrini Hiç Düşündünüz mü?
Enflasyon oranlarının yeniden yükseliş trendine girmesiyle birlikte, enflasyon düzeltmesi uygulaması işletmeler açısından yeniden önemli bir gündem maddesi haline gelmeye başlamıştır. Her ne kadar uygulama belirli bir döneme kadar ertelenmiş olsa da, tamamen ortadan kaldırılmamış olması nedeniyle, özellikle varlık yoğun bilançolara sahip şirketler üzerinde önemli etkiler doğurması beklenmektedir.
Bu gelişmeler kapsamında mükelleflerin, enflasyon düzeltmesinin vergisel etkilerini azaltmaya yönelik farklı yöntemler geliştirdiği görülmektedir. Ortak alacaklarının sermayeye ilavesi, özkaynak yapısının güçlendirilmesi veya amortisman politikalarının gözden geçirilmesi bu yöntemler arasında sayılabilir.
Bununla birlikte uygulamada, klasik yöntemlerin dışında, daha farklı ve dikkat çekici bazı yapılandırmaların da hayata geçirildiği gözlemlenmektedir.
Uygulamada Karşılaşılan Bir Model
Sahada örneklerine rastlanan ve belirli bir kurgu dahilinde ilerleyen ancak farkına varılmayan bir yöntemi adım adım ele almak, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
İlk aşamada, şirket aktifinde yer alan fabrika veya benzeri taşınmazlar teminat gösterilerek bankalardan kredi temin edilmektedir. Devamında, bu kredi yoluyla elde edilen nakdin döviz cinsine çevrilerek vadeli mevduat hesaplarında değerlendirilmesi söz konusu olmaktadır.
Bir sonraki aşamada ise krediye konu taşınmaz, vefa hakkı tesis edilmek suretiyle bankaya devredilmekte ve bu şekilde ilgili varlık geçici olarak banka bilançosuna aktarılmaktadır. Bu süreçte dikkat çeken hususlardan biri, taşınmazın kullanımının şirket tarafından herhangi bir kira ödenmeksizin sürdürülmesidir.
İzleyen aşamada, bankaların enflasyon düzeltmesine tabi olmaması dikkate alınarak, söz konusu varlık üzerinden doğabilecek enflasyon farkına bağlı vergisel yüklerin bertaraf edilmesi amaçlanmaktadır. Son olarak da vadeli mevduat hesaplarından elde edilen getiriler kullanılarak, belirli bir süre sonunda taşınmazın yeniden şirket aktifine alınması planlanmaktadır.
Yapının Sağladığı Avantajlar
Bu modelin tercih edilmesinin temelinde, enflasyon düzeltmesinin özellikle taşınmaz gibi yüksek değerli varlıklar üzerindeki etkisi yer almaktadır.
Bu çerçevede söz konusu yapı;
• Varlığın şirket bilançosu dışına çıkarılması,
• Enflasyon düzeltmesine tabi tutulmaması,
• Banka tarafında vergisel yük oluşmaması,
• Şirketin dönemsel vergi yükünün dengelenmesi
gibi sonuçlar doğurabilmektedir.
Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde, varlık değer artışlarının vergisel etkileri dikkate alındığında, bu tür yapıların mükellefler açısından cazip hale geldiği anlaşılmaktadır.
Vefa Hakkının Bu Yapıdaki İşlevi
Söz konusu modelin temel dayanak noktalarından birini, taşınmaz devrinin vefa hakkı (geri alım hakkı) ile birlikte yapılandırılması oluşturmaktadır.
Vefa hakkı sayesinde taşınmazın mülkiyeti bankaya geçmekle birlikte, ilgili varlığın ilerleyen dönemde geri alınabilmesi mümkün olmaktadır. Bunun yanında, taşınmazın fiili kullanımının şirket tarafından sürdürülmesi de uygulamada dikkat çeken bir diğer unsurdur.
Bu durum, söz konusu işlemin yalnızca bir mülkiyet devri olarak değil, aynı zamanda finansman ve bilanço yönetimi aracı olarak da kurgulandığını göstermektedir.
Uygulamaya İlişkin Gözlemler
Bu tür yapılandırmaların özellikle;
• Yüksek tutarda sabit kıymete sahip olan,
• Enflasyon düzeltmesi nedeniyle önemli vergisel yükle karşılaşma potansiyeli bulunan,
• Finansmana erişim imkânı olan
şirketler tarafından tercih edilebildiği görülmektedir.
İşlem bütününe bakıldığında ise, klasik anlamda bir satış işleminden ziyade, çok boyutlu bir finansal planlama yaklaşımı ile karşı karşıya olunduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç
Enflasyon düzeltmesinin şirket bilançoları üzerindeki etkisini azaltmaya yönelik olarak geliştirilen bu tür yöntemler, uygulamada farklı çözüm arayışlarının bulunduğunu göstermektedir.
Özellikle vefa hakkı ile birlikte kurgulanan taşınmaz devirlerinin; bilanço yönetimi, finansman sağlama ve vergisel etkinin zamana yayılması gibi amaçlara aynı anda hizmet edebildiği görülmektedir.
Bu kapsamda söz konusu uygulamaların sağlayabileceği avantajlar bulunmakla birlikte, her bir işlemin kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilmesi ve ekonomik bütünlüğünün göz önünde bulundurulması önem arz etmektedir.