DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 13°C
Parçalı Bulutlu

KUR’AN’DA ANILAN ESKİ KAVİMLER

04.04.2021

KUR’AN’DA ANILAN ESKİ KAVİMLER
1 – ASHAB-I A’RAF :
Ashab , sahabe kelimesinin ef’al vezninde cem’i mükesseridir . Sahabeler demektir .
Yoldaşlar , arkadaşlar , dostlar ifadesidir. Bu kimseler HZ. Muhammed’i görmüşler , O’nun
Peygamberliğine inanmışlar ; yol gösterici, hidayet rehberi , İslâm’ın Peygamberine her hususta
tabi olmuş Cennet mekân Peygamberle beraber Medine’ye hicret eden Mekkeli Müslümanlar ve
Onları sevgiyle karşılayan Medineli Ansar yardım eden Müslümanlardır .
Kur’an’ı Kerim’in A’raf Sûresinde 47-49 . Ayetlerinde Ashab-ı A’raf’tan bahseder , kim
olduklarını belirtir . Ayet mealleri aşağı yukarı şöyledir :
Cennetle Cehennem arasında bir sur vardır. Orada bulunan A’raf Ehli kimseler , Cennet ve
Cehennem Ehlinin hepsini yüzlerinden tanır . Onlar Cennet Ehline :
– Size selâm olsun , diye seslenirler .
Kendileri Cennete girmemiş , fakat girme iştiyakı içindedirler .
Gözleri Cehennem Ehline çevrildiğinde ise :
– Ey Rabbimiz ! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma , derler .
A’raf Ehli , yüzlerinden tanıdıkları Cehennemliklere seslenirler ve derler ki :
– Ne dünyadaki taraftarlarınızın çokluğu , ne servetiniz ne de büyüklük taslamanız size bir
fayda vermedi .
-Allah onları rahmetine eriştirmez diye yemin ederek küçümsediğiniz kimseler , şu Cennet
ehli olan zayıf ve fakir Mü’minler miydi ?
-Siz de ey Mü’minler ! Girin Cennete , size ne bir korku vardır ne de mahzun olursunuz
(A’raf47-49)
Muhacir ve Ansar’dan İslam’a ilk girenlerin başta gelenleri ve iyi amellerle onların
ardınca gidenler var ya , İşte Allah onlardan razı oldu , onlar da Allah’tan razı oldular . Ve onlara
altlarında ırmaklar akan Cennetler hazırladı ki , içlerinde ebedi kalacaklar . İşte bu , büyük
kurtuluştur .(Tevbe99-100)
A’raf ise Cennetle Cehennem arasında bir yerin adıdır .
Ashab-ı A’raf kimlerdire gelince ,onlar da :
Onlar da çekilmiş surun tepesinde sağ taraftaki Cennetliklere bakıp :
-Selâm sizin üzerine olsun !..derler .
Sol taraftakilere bakınca :
-Aman Yarabbi !..Bizi bunlarla eyleme , bizi ayrı tut , derler .

Bu husus Rasûlüllah’a sorulduğunda şöyle cevaplamıştır :
– Cenabı Hak kullarını ayırıp bitirdikten sonra en son kalan kullarına da :
– Sevaplarınız sizi Cehennemden kurtardı , fakat Cenneti hak edemediniz . Sizi ben
Rahmetimle Cehennemden azad ediyorum . İstediğiniz Cennete giriniz , buyuracak .(Taberi Tefsiri)
A’raf Ashabı hakkında iki görüş ileri sürülmüştür :
A’raf ehli , amelde kusur etmiş , tartıda iyilikleri ile kötülükleri eşit gelmiş Allah’ı tanıyan
kimselerdir .
İkinci fikre göre ise , bunlar Peygamberler , şehitler ve hayırlılar , alimler gibi yüksek
dereceli zatlardır .
A’rafı şöyle vasıflandıralım :
Düz bir arazide orta yere bir sur , duvar yükseltelim , bu yüksek surun EN TEPESİNDEKİ
KİMSELERE ASHAB-I A’RAF DENİR . BUNLAR SURUN SAĞINA BAKARAK CENNETLİKLERE :
SELÂM SİZE!..Derler .
SURUN SOLUNA DA BAKTIKLARI ZAMAN CEHENNEMLİKLERE :
AMAN YARABBİ !..BİZİ BU ZALİMLERLE BİR EYLEME , Derler .
Bu böyle olunca hemen Vakia sûresindeki Ayetlerde işaret edilenler akla geldi :
VE SİZ ÜÇ SINIF OLDUĞUNUZ ZAMAN :
SAĞDAKİLER , İŞTE O ASHAB-I MEYMENE NE KUTLUDUR O ASHAB-I MEYMENE (onlar
Cennettekiler )
SOLDAKİLER , ASHAB-I MEŞ’EME NE MUTSUZDUR , NE UĞURSUZDUR O ASHAB-I
MEŞ’EME (ONLAR Cehennemdekiler )
ÖNDE OLANLAR VAR YA , ONLAR ÖNCÜDÜRLER . İŞTE O
YAKLAŞTIRILANLAR=MUKARRABÛN’lar .
Vakia sûresindeki teşbih Ayetler , sağdakiler Cennetlikler ; soldakiler Cehennemliklerdir .
Üçüncü sınıftaki “MUKARRABÛN” İSE BELKİDE A’RAF ASHABIDIR . Diyelim !
Hülâsa , Kur’an’daki ASHAB-I MEYMENE SAĞCILAR = CENNETLİKLER ! DİR.
ASHAB-I MEŞ’EME SOLCULAR= CEHENNEMLİKLER ! DİR.
SABİKÛNE SABİKÛNE ÖNCEKİ VE SONRAKİ MUKARRABÛNE YAKLAŞTIRILANLAR ; ASHAB-I
A’RAF OLMA İHTİMALİNE GÖRE !..Diyelim ve bitirelim !..
2 – ASHAB-I MEDYEN , DOLASIYLA EYKE KAVİMLERİ :

Medyen , dağlık ve çokluğu ile Eyke ise , sık ağaçlık birbirlerine girift bol ağaçlık , verimli
, yer bataklı bir arazi . Suudi Arabistanın batısında , Ürdün ve İsrail’in güneyinde bulunmaktadır
Şuayb Peygamber önce Medyen kavmine onların helâkından sonra Eyke kavmine
gönderildi . Çünkü bu iki kavim ayni bölgede bulunuyorlardı . Birbirlerine yakın iki şehirdi .
Hz. İbrahim’in soyundan olan Şuayb Peygamber , ayni bölgede yaşayan Medyenlilere ,
onların helâk edilmesinden sonra ayni tarz ve görevle Eykelilere görevlendirilmişti .
Hz. Şuayb’in onlarla mücadelesine geçmeden önce bu MEDYEN ve EYKE hakkında biraz
duralım :
Arabistanın batısında , Ürdün ve İsrail’in güneyinde Medyen ve Eyke denilen iki şehir
mevcuttu . Hindistan taraflarından gelen ticaret kervanları Medyenden geçerek Afrikanın
kuzeyinde Cezayir ve Tunus gölgelerinde mal alıp mal satarlardı .
Medyen şehri , dağlalık gölge , dağların ve sarp kayaların geçit vermediği , yeşillikler
içinde verimli bir yerdi . Medyenliler sarp kayaların sıkışık bir dar geçitte , kervanları soyarak
hileli ticaretleri sayesinde , soygunlar da yaparak insanların mallarını gasp ederek çok zengin ve
varlıklı kişiler olmuşlardı . Tartıda hile yaparak alırken düşük gösteren , satarken çoğaltan sapık ,
azgın , gaddar medyenliler ; ataları AD ve Semûd kavimlerini hiç aratmamışlardı .
Kızıl denizin kenarında birbirine yakın olan Eyke şehri de ayni durumda idi : Sık ve
birbirlerine girift ağaçlık , yemyeşillikler içinde verimli bir arazide bulunuyordu . Medyenlilerin
helâk edilişinden sonra ayni tarz , ayni görevle H. ŞUAYB Peygamber bunlara da uyarılara
başlamıştır .
Şimdi bunlar hakkında Kur’an’ı Kerim’de A’raf , Hud , Şuara sûrelerindeki Ayetlerin
sıralanışına bakalım , ne buyurur Kur’an’ı Kerim :
Önce Medyen’liler :
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik .
Dedi ki : Ey kavmim ! Allah’a kulluk edin . Sizin ondan başka ilahınız yoktur . Ölçeği ve
teraziyi de eksik tutmayın . Ben sizi bolluk içinde görüyorum . Yine de hakkınızda kuşatıcı bir
günün azabından korkuyorum .
Ey kavmim ! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin . İnsanların mallarına densizlik
etmeyin . Yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin . Eğer Mü’min iseniz , Allahın geri
bıraktığı sizin için daha hayırlıdır . Ve ben sizin üzerinize gözcü değilim .
Dediler ki : Ey Şuayb ! Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi sana namazın mı emrediyor ?
Veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi . Oysa ki sen yumuşak huylu ve
aklı başında bir adamsın .
Şuayb dedi ki: Ey kavmim ! Şayet ben Rabbimden ispat edici bir delil üzerinde
bulunuyorsam Ve bana , O kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse , söyleyin bakalım ben ne
yapmalıyım ? Sizi kendisinden menettiğim şeylerde . size muhalefet etmek istemiyorum . Ben

sadece gücümün yettiği kadar ıslâh etmek istiyorum . Muvaffakiyetim de ancak Allah’ladır .
Yalnızca ona güvenirim . Ve ancak ona döneceğim .
Ey kavmim ! Bana karşı gelmeniz sakın sizi bir musibete uğratmasın .( Ne gibi )
Nuh kavminin veya Hûd kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen musibetler
gibi .(Hûd 83-88)
Sırada uyarılan Eyke kavmi :
Eyke halkı da Peygamberleri yalancılıkla itham etti . Hani Şuayb onlara şöyle demişti :
Siz Allahtan korkmaz mısınız ? Ben size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim .
Benim mükafatımı verecek olan ancak alemlerin Rabbidir . Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden
olmayın . Doğru terazi ile tartın . Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin . Yeryüzünde
bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın . Sizi ve önceki nesilleri yaratan Allahtan korkun .
Şöyle dediler :
Sen olsa olsa iyice büyülenmiş birisin . Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin ?
Şayet doğru sözlülerden isen , üstümüze gökten bir parça düşürüver .
Şuayb :
Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir , dedi .
Onu yalanladılar da onları o gölge gününün azabı yakalayıverdi . O gün , azabı büyük bir
gündür .DOĞRUSU BUNDA BİR DERS VARDIR . Ama onların çoğu mümin değillerdi .(Şuara186-190)
Nihat Hatiboğlu bir vaazında bu kavimlerin yok edilişlerini şöyle anlatır :
1-Günlerce üzerlerine rüzgarlar esti .
2-Şiddetli , yakıcı sıcaklarla bunaldılar , kavruldular .
3-Evlerine girdiler ama fayda vermedi .
4-Kuyuları kurudu , suları bitti .
5-Serinlemek için sığındıkları gölgelerde bile kavruldular .
6-Üzerlerine yıldırımlar düştü .
7-Büyük bir gürültü ile dağlar yerinden oynadı .
8-Etrafta çaresizce kaçıştılar ama bu kaçışları fayda vermedi .
9-Mağaralara sığındılar , ama nafile her yer fokur fokur kaynıyordu .
10-Bulut gölgelerine sığındılar , gölgeler de sıcaktan kavruluyordu .
11-Sonunda yanarak kavrularak kül olup helâk oldular .

Hâsılı kelâm Medyen kavminin deprem ve müthiş bir gürültü ile onlara
benzerlikte olan Eykelilerin de “gölge günü” yani gündüzü karartan korkunç ve müthiş kasırga
yok edildikleri Kur’an’da ve dini kaynaklarda bildirilmektedir . Hatta Eykeliler cüret ederek
Şuayb’dan “Doğru söylüyorsan , gökten üzerlerine azap indirmesini , istemişler bunun üzerine
daha önce Semûd ve Lûd kavimlerin yok edildikleri gibi onlar da volkan ve patlamalarla ,
gürültü ve sarsıntılarla yok edilip ve helâk edilerek gitmişlerdir !..
3- FİL YILI , VAK’ASI
Ebrehe’nin , Kâbeyi yıkma teşebbüsü ; olay bu , başlangıc gelişimi şöyledir :
İki cihan serveri Hz. Muhammed Rasûlüllah sallallâhü aleyhis’selâmın dünyayı
şereflendirdiği yılın 52 gün öncesi Habeş Hükümdarı Necaşi’nin Yemen valisi EBREHE ,Sana’da
büyük bir kilise yaptırdı , maksadı dünyanın her tarafından insanların bölük bölük Mekke’deki
Kabe’ye akın etmelerini önlemek , insanları burada toplayarak , onları Hıristiyanlaştırmaktı . Ayrıca
doğudan gelen ticaret kervanlarını da Yemene çekmekti .
Bu Ebrehe , Yemendeki Aksum kırallığına bağlı Hıristiyan bir Sana valisi iken
dünyada başka bir benzeri olmayan büyük bir kilise yaptırıp Mekke’deki Kabe’ye akın eden
insanların önünü keserek buraya yönlendirip çekmek ve ayrıca ticaret kervanlarını Sana’ya
yönlendirmekti . Kuleys ismini verdiği bu kiliseyi Araplardan Nukayl , bu kiliseyi kirletip büyük
abdestini yapmış , pislemişti . Ayrıca kilisede yangın çıkarılmıştı . İyice öfkelenen , gazaba gelen
Ebrehe büyük bir ordu ile ve ordusundaki fillerle ve Mahmud isimli fille Mekke’nin üzerine
yürüdü .
Arapların bunlarla savaşacak gücü olmadığından şehri terk edip dağlara sığındılar .
Yalnız Abdülmuttalip Ebreheyi karşılayarak :
– Yağma ettiğiniz sürülerimi ve develerimi geri veriniz , ben onları istiyorum .
Ebrehe de :
-Ben de zannetmiştim ki , önümde diz çökecek savaşmamamız için yalvaracaksın
sandım , sen ise gelmiş develerini istiyorsun !
Abdülmuttalip :
-Ben develerin sahibiyim , onları istiyorum , Kabenin sahibi var . O onu koruyacaktır
, dedi .
Sonra dönüp Kabe’de halkasına tutunup şöyle dua etti :
-Yarabbi , bir kul dahi evini düşmandan korur , sen Kabe’nin sahibisin , beytini koru
. Ümit bağlandığım sensin , başka kimsem yok , sen onlardan beytini koru !
Öyle ki Ebrehe , Mekke toraklarında yayılan sürüleri ve etraftaki develeri
yağmalamış onları Yemene götürmüştü . Bunların içinde Abdülmuttalib’in 200 devesi de vardı .
Yemen valisi bu Ebrehe , büyük ordusu ile içinde bir çok filin bulunduğu
askerleriyle Kabe’yi yıkmak için yola çıkarak Mekke’nin üzerine yürüdü .

Fakat o da ne , ordunun önündeki Mahmut isimli fil birden olduğu yere çöküverip
bir adım bile yürümedi . başka yönlere çevirdikleri zaman koşarak gidiyor , Kabe’ye doğru hiç
hareket etmiyor , gitmiyordu .
Rasûlüllah Efendimiz :
-Allah fili Mekke’ye gitmekten alıkoydu ve yalnız Rasûlü ile mü’minleri oraya hakim
kıldı .
Hudeybiye’de Kasva isimli devesi çökünce bazı Ashabın “Kasva çöktü” demelerine
karşılık :
– Kasva çökmedi , onu fili tutan tuttu , buyurdu .
Bütün bunlar , Fil sûresinde şöyle anlatılır :
“ Rabbin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı ?
Ve üzerlerine “Ebabil Kuşlar’ını gönderdi .
Onlar çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı .
Ve onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı .
Böylece Ebrehe ve ordusu vücudlarındaki etleri lapır lapır dökülmüş , yerle yeksan
olarak orada helâk edilmişlerdir !..
4- ASHABU’L-HİCR :
Hicr bölgesi İslâmî kaynaklarda Medine ile Şam arasında Vadilkura denilen yerdedir .
Kuranı Kerimde dağlarda kayalıklarda oydukları taşlardan edindikleri evlerde yaşayan , Allahın
emirlerini dinlemeyen , peygamberleri yalanlayan topluluklardır bu Hicr halkı . Bunların yaşayış
benzerlikleri ile Semûd kavmi olmaları muhtemeldir . Bunların da korkunç bir sesle yok edilişleri
ifade edilmektedir .
Bu azgın kavme de Salih Peygamber vazifelendirilmişti :
Şüphesiz ki , Hicr halkı da Peygamberleri yalanladılar . Onlara Ayetlerimizi vermiştik
de onlar o Ayetlerden yüz çevirmişlerdi . Onlar dağlardan emniyetli evler yontuyorlardı . Onları
da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı . Kazanır oldukları şeyler onlardan hiç bir zaman
savamadı . (Hicr80-84)
Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı . Hani kardeşleri Salih onlara şöyle
demişti :
Siz Allahtan korkmaz mısınız ? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir
Peygamberim . Buna karşılık ben sizden hiç bir ücret istemiyorum . Benim mükafatımı verecek
olan âlemlerin Rabbidir . Bahçeleri , pınarların içinde siz burada güven içinde bırakılacak mısınız ?

Ekinlerin , salkımları sarkmış hurmalar içinde . Bir de dağlardan keyifli keyifli
kâşâneler oyuyorsunuz . Gelin Allahtan korkun da bana itaat edin . Bozguncuların emrine
uymayın . Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyin .
Sen dediler , olsa olsa iyice büyülenmiş birisin . Sen de bizim gibi bir beşersin .
Eğer doğru söyleyenlerden isen , haydi bize bir ayet mucize getir .
Salih : İşte mucize bu dişi devedir ; su içme hakkı bir gün onundur , belli bir
günün içme hakkı da sizin , dedi . Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin , yoksa sizi büyük bir günün
azabı yakalayıverir .
Derken onu kestiler ; fakat pişman da oldular . Çünkü kendilerini azap
yakalayıverdi . Şüphesiz bunda alınacak bir ders vardır . ama çokları iman etmiş değillerdir .
Şüphesiz Rabbin , işte O aziz ve rahimdir . (Şuara141-159)
Kavminden büyüklük taslayan kimselerin ileri gelenleri içlerinden zayıf görünen
Mü’minlere dediler :
– Siz Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz ?
Onlar da
– Evet doğrusu onunla gönderilen şeye inananlardanız , dediler .
Büyüklük taslayan kimseler dediler :
– Biz sizin inandığınız şeyleri inkar edenlerdeniz .
Derken dişi deveyi boğazladılar . Ve Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar .
– Ey Salih , bizi tehdit ettiğin azabı bize getir , dediler . Eğer hakikaten
elçilerdensen .
Bunun üzerine hemen onları , o sarsıntı yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöke
kalan kimseler oldular .
Salih de onlardan yüz çevirdi ve dedi ki :
– Ey kavmim ! Andolsun ki , ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim , ve size
öğüt verdim . Fakat siz , öğüt verenleri sevmiyorsunuz .(Araf74-79)
Semûda açık bir mucize olarak o dişi deveyi vermiştik de ona zülmetmişlerdi
.(İsra(59)
Rasûlü Ekrem efendimiz bir defasında Hicr’den geçerken Ashabın :
– Biz bu kuyunun suyundan alıp hamur yoğuruyorduk , kaplarımızı doldurduk ,
demeleri üzerine ;
– Öyleyse hamuru atın , aldığınız suyu da dökün , buyurmuştur .
Hicrden geçerken :

– Kendilerine zülmedenlerin meskenlerine , onların başına gelen felaketin sizin de
başınıza gelmemesi için ağlayarak girin , aksi halde girmeyin , buyurarak devesini hızla sürerek
oradan hızla uzaklaşmıştır .
Aşağı yukarı bu Hicrde daha önce Semûd kavminin kayaları oyarak meskenler
yaptığını ifade ederler .
– Düşünün ki , Ad kavminden sonra sizi hükümdarlar kıldı . Ve yeryüzünde sizi
yerleştirdi . Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz , dağlarında evler yontuyorsunuz . Atık
Allahın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın .
Dendi Hicr kavmine , BİR MİNARE KADAR UZUN BOYLU ÂD KAVMİNİN
HELÂKINDAN SONRA BU HİCR BÖLGESİNE YERLEŞTİRİLEN AZGIN , ZALİM , GADDAR USLANMAZ ,
GÜÇLÜ , KUVVETLİ , YUMRUĞU İLE VURDUĞU ZAMAN TAŞI KIRACAK KADAR GÜÇLÜ OLAN HER BİR
ADAM , BU KUDURUK SEMÛD KAVMİNE !..
Kuran’ın bir çok sûresinde geçen bu :
Semûd kavmine gelince biz onlara doğru yolu gösterdik . Fakat onlar kötülüğü
doğru yola tecih ettiler . Kazandıkları kötülük yüzünden , bunun üzerine alçaltıcı azabın yıldırımı
onları çarpıverdi .
Biz iman edenleri ve kötülükten sakınanları ise kurtardık ! (Fussilet16-17)
5- ASHABU’L-KARYE
Karye kelimesi Arapçada köy demektir . Romalıların hüküm sürdüğü Anadoluda
Kuranı Kerime göre bu günkü Antakya halkına “Ashabu’l-Karye” denmektedir . Oraya Sadık ve
Sadûk isimli iki elçi gönderilmiştir . Fakat ora halkı bu elçileri dinlememişler , reddetmeleri
üzerine bir üçüncü olarak Şelom gönderilmiş , ona da inanmamışlar . Bu arada bu elçilerin Hz.
İsa’nın havarilerinden Simon , Petrus , Yuhanna olduğu söylenmektedir .
Bu sırada şehrin öbür ucundan koşarak gelen bir adamın :
– Onlara uyun , onları kabul edin , uyarılarına rağmen onu da linç ederek
öldürmüşlerdir . Bu zatın “Habibi Neccar” olduğu rivayet edilmektedir .
Bu olayı anlatan Yasin Sûresinin 13. Ayetinden itibaren dinleyelim :
“Sen onlara “Ashabe’l-Karye”yi misâl ver . Hani oraya Peygamberler gelmişti . Hani
biz onlara iki Peygamber göndermiştik . Fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı .
Biz de onları üçüncü bir Peygamberle destekledik .
Onlara :
Şüphesiz ki , biz size gönderilmiş elçileriz , dediler .
Onlar da :

– Siz bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz . Hem rahman olan Allah , hiç bir
şey indirmedi , dediler . Siz yalancılardan başka bir şey değilsiniz .
Elçiler dediler ki :
– Rabbimiz bilir ki , biz size gönderilmiş elçileriz . Bizim üzerimize düşen yalnız
açıkça duyurmaktır .
Kentliler dediler ki :
– Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık . Eğer bu işten vazgeçmezseniz
, sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azap dokunur .
Elçiler dediler ki:
– Uğursuzluğunuz sizin kendinizdendir . Size öğüt verildiği için mi ? (uğursuzluğa
uğruyorsunuz) Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz .
O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve :
– Ey kavmim ! Uyun elçilere , dedi .
– Uyun sizden hiç bir ücret istemeyen zatlara ki , onlar hidayete ermişlerdir .
– Bana ne oluyor da kulluk etmeyecek mişim ? Siz de O’na götürüleceksiniz . Ben
ondan başka ilâhlar edinir miyim ? Eğer O Rahman bana bir zarar dileyecek olsa , onların şefaatı
benden hiç bir şeyi gideremez ve beni kurtaramazlar . Şüphesiz ki ben , o zaman apaçık bir sapıklık
içinde olurum . Şüphesiz ki ben sizin Rabbinize iman ettim , dinleyin beni , dedi . Ona :
– Gir Cennete , denilince , O :
– Ah ne olurdu , kavmim bilseydi , dedi . Rabbimin beni bağışladığını ve beni ,
ikram edilen kullarından kıldığını…
– Biz arkasından kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik , indirecek de
değildik . Sadece bir gürültü oldu , onlar da hemen sönüverdiler .
– Yazıklar olsun şu kullara ki , kendilerine gelen her bir Peygamberle mutlaka
alay ediyorlardı . Görmediler mi , kendilerinden önce nice kuşakları helâk etmişiz . Şüphesiz onlar
kendilerine dönüp gelmiyorlar . Hepsi toplanıp , sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir .
(Yasin13-32)
6- ASHAB-I KEHF :
Putperest Romalıların , Dakyanus zamanında Anadolu’da geçen bir hâdise ,
putperestlere isyan eden bir gurup imanlı genç , isyan ederek baş kaldırmışlar , bu isyanları
sebebiyle verilmiş idamdan cezasından kurtulmak için bir mağaraya sığınmışlar . Bir mucize olarak
tam 300 yıl 9 sene mağarada uyutulmuşlar .
Bunlar 7 gençtir , aslında bunlar sarayda çalışan gençlerdir , bir de KITMİR isimli
köpekleri vardır . Bu gençler isimleriyle şunlardır :

Yemliha
Mekselina
Mesina
Mernuş
Debernuş
Sezanuş
Kafetatayyuş .
V e köpekleri :
KITMİR
Daha önce TRAKYA DEMOKRAT GAZETEMİZDE “ASHAB- KEHF” DİYE BU GENÇLERİN
Romalı DAKYANUZ ZAMANINDA SARAYDA GEÇİRDİKLERİ MACERALARINI YAZMIŞTIM . İranlılar
tarafından filmi de çevrilmişti :
Bu gençler puta tapmayı reddettikleri için ölüm cezasına çarptırılırlar . Üçyüz yıl
ilavesiyle bir ara Yemliha yiyecek almaya şehre gidince , sanki o devrin Roma dönemi diye
bakarken , paralar başka , elbiseler başka Yemliha hükümdarın karşısına çıkarılır , hükümdar ve
halk mağaraya giderler ama diğer gençler ortalıkta yoktur . Sonra oraya bir mescit yaptırırlar ,
Roma halkı da putperestliği bırakarak hak dine dönerler .
Bu olayın verdiği ders ; İMANLA- KÜFÜR MÜCADELESİNİN HER DEVİRDE VAR
OLDUĞU . İMAN ETMİŞ OLANLARIN HEP ZÜLUM GÖRDÜĞÜ , LÂKİN KÜFRÜN , İNANANLARA GALİP
GELEMEDİĞİ BİR VAKİADIR .
Allah’ın mutlak şekilde başarıya ulaştırdığı ve her şeye kadir olan Allahın öldükten
sonra tekrar dirilteceğinin gerçek olduğudur .
Ayni zamanda şöyle küfür sahiplerinin “ bu çürümüş kemikleri kim yaratabilir”
izharında bulunanlarına bir cevap teşkil etmektedir bu Âyeti Kerimeler :
İnsan , kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de , şimdi apaçık bir
düşman kesildi ? Kendi yaratılışını unutarak bize bir de örnek verdi :
Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri ? dedi .
De ki :
Onları ilk defa yaratan diriltecek . O her yaratmayı bilir .(Yasin 77-79)
Gelelim Kehf Sûresinin bu olayı anlatışına , Ashab-ı Kehf’e =Mağara Arkadaşlarına :

“Yoksa sen “ASHAB’I KEHF”i ve Rakîm’i şaşılacak ayetlerimzden mi sandın ? O
gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler :
Rabbimiz ! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş
yolu hazırla .
Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk . Sonra
onları uyandırdık . İki guruptan hangisini daha iyi hesapladığını anlamak için , onların mağarada
kaldıkları süreyi . Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız :
Hakikaten onlar Rablerine inanan bir kaç genç idi . Biz de onların hidayetlerini
artırdık ve kalplerini pekiştirdik . Ayağa kalkarak dediler ki :
Bizim Rabbimiz , göklerin ve yerin Rabbidir . Biz ondan başkasına ilâh deyip tapmayız ,
yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz . Şu bizim kavmimiz , Allahtan başka ilah edindiler . Onların
ilah olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya !
ALLAHA KARŞI YALAN UYDURANDAN DAHA ZALİM KİM OLABİLİR ?
Mademki siz , onlardan ve Allahtan başka taptıkları putlardan ayrıldınız , O halde
mağaraya sığının. Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve size işinizde kolaylık sağlasın . Onlara
baksaydın görürdün ki , güneş doğunca , mağaralarının sağından dolaşır . Batarken de sol taraftan
onları makaslardı .
Onlar mağaranın geniş bir yerinde idiler . Bu Allahın mucizelerindendir . Allah kime
hidayet ederse , o , hidayet bulmuştur . Kimi de saptırırsa artık ona irşad edici bir dost bulamazsın .
Bir de onları uyanık sanırsın . Halbuki onlar uykudadırlar . Biz onları sağa sola çevirirdik . Köpekleri de
girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı . Eğer onları görseydin , arkana bakmadan onlardan kaçardın
. Elbette onlardan korku ile dolardın .
Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi , birbirlerine sorsunlar diye kendilerini
oyandırdık . Aralarından biri şöyle dedi :
Ne kadar durdunuz ?
Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık , dediler .
Kimi de şöyle dediler :
Ne kadar durduğunuzu , Rabbiniz daha iyi bilir . Şimdi siz birinizi bu gümüş paranızla şehre
gönderin de , baksın , hangi yiyecek daha temiz . Onlardan size azık getirsin . Hem çok dikkatli
davransın . ve sizi kimseye sezdirmesin . Çünkü şehir halkı , sizi ellerine geçirirlerse sizi taşlayarak
öldürürler . Veya sizi kendi dinlerine çevirirler .
O ZAMAN SİZ DÜNYADA DA AHİRETTE DE ASLA KURTULUŞA EREMEZSİNİZ .
Böylece insanları onların üzerine haberdar kıldık ki ,şüphesiz Allahın vadinin hak olduğunu
bilsinler için , ve gerçekten kıyametin kendisinde şüphe olmadığını bilsinler için ,oları bulanlar
aralarında durumlarını tartıştıkları zaman , dediler ki:

Üstlerine bir bina yapın . Rableri onları daha iyi bilir .
Onların durumuna vakıf olan kimseler :
Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız , dediler . Ashab-ı Kehfin sayılarında ihtilaf
edenlerden bazıları :
Onlar üç kişidir , dördüncüsü köpekleridir , diyecekler .
Diğer bazıları da :
Onlar beş kişidir , altıncıları köpekleridir , diyecekler ,
Kimileri de :
Onlar yedi kişidir , sekizincisi köpekleridir , derler .
Onlar bilmez , ancak pek az kimse bilir . Bu sebeple onlar hakkında açık bir tartışma
müstesna münakaşaya girişme . Ve bunlar hakkında onlardan hiçbir kimseye de sorma ! Hiçbir şey
için : Muhakkak ben yarın onu yapacağım kesinlikle , deme .
Ancak Allah dilerse yapacağım , de . Ve unuttuğun vakit Rabbini an :
VE UMARIM RABBİM BENİ , DOĞRUYA BUNDAN DAHA YAKIN OLANA ERİŞTİRİR ,DE .
Onlar mağaralarında 300 yıl kadar kaldılar . Ve 9 yıl da buna ilave etmişlerdir . De ki :
ONLARIN NE KADAR KALDIKLARINI ALLAH DAHA İYİ BİLİR .”(Kehf 9-25)
Not : Ben , Adana Osmaniye’de öğretmen olarak görev yaparken Tarsustaki bu Ashab-ı
Kehf’i ziyaret etmiştim . Yüksekçe bir tepenin yamacındaki mağrayı gezmiştim .
7- ASHAB-I RESS KAVMİ :
“Kuyu Halkı”.. Bu kavim , meçhulün malumudur , kuyu etrafında bulundukları , yaşadıkları
için bu ismi taşımaktadır . Varlıkları , nerde yaşadıkları Yemame , Azerbeycan veya Antalya halkı
olabileceği varsayımı edile gelmiştir .
Bu kavim kendilerine gönderilen Peygamberleri kabul etmemişler , yalanlamışlar ; bu Tevhit
davetçilerini öldürerek kuyulara atmışlar , üzerlerini kapatarak öldürmüşlerdir .
Âdd ve Semûd kavimleri gibi Ahab-Ress ve bunların arasında daha bir çok nesilleri helâk
ettik.Onların her birine misâller getirdik.Ama öğüt almadıkları için hepsini kırdık geçirdik .(Furkan38-
39)
Ashab-ı Ress , yan duvarları , iç kısmı örülmemiş kuyu anlamını taşır . Hatta rivayete göre
kendilerini Hak Yoluna davete gelen Peygamberleri katlederek bu kuyulara atarak , üzerlerini
kapattıkları rivayetindedir .
Bu mel’un kavmin nerede yaşadıkları , azgın Semûd kavminin artıkları olabileceği hakkında
gerçek bir bilginin verilemediği malumdur .

Onlardan önce Nuh’un kavmi , Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı . Ad , Firavun ,
lut’unkardeşleri de yalanladılar . Eyke halkı ve Tubbâ kavmi de , bunların hepsi Peygamberleri
yalanladılar da onlara azabım hak oldu . Biz ilk yaratmada acizlik mi gösterdik ? Doğrusu onlar
yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler . (Kaf 12-15 )
8-ASHAB-I SEPT :
Cumartesi yarenleri , sahipleri . Sept Arapça bir kelime olarak Cumartesi günü ifadesiyle
Ashab-ı Sept , bu Yahudi kavmi , Hz. Davut zamanında Mısır’la Medine’yi Münevvere arasında Kızıl
deniz kıyısında Medyen şehrinde yaşayan aşağı-yukarı yetmiş bin nüfusa sahip bir Yahudi
topluluğudur .
Rasûlüllah’ın (sa) Efendimizin bir hadislerinde şöyle bir anlatım vardır :
Allah Teala :
Toprağı Cumartesi ,
Dağları Pazar ,
Ağaçları Pazartesi ,
Mekruh şeyleri Salı ,
Nuru Çarşamba ,
Binek hayvanlarını Perşembe yaratmış ,
Cuma günü de Hz. ÂDEM’i , ikindiden sonra , günün en son saatinde mahlûk olarak
yaratmıştır . (Müslim isimli hadis kitabında bu böyle yazılıdır .)
Hak Teâlâ :
Andolsun ki biz , gökleri , yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık . Bize hiç bir
yorgunluk dokunmadı . (Kaf 38)
Cumartesi gününün dinlenme anlamında “sebete” Arapça fiili , durmak , işe ara vermek ,
anlamında olarak görürüz .
Hz. Musanın cumartesi gününü ibadete ayırmak düşüncesine itiraz eden İsrailoğulları
Cumartesi günü olmasını isteyip “o gün Allah hiç bir şey yaratmadı” demeleri üzerine Allah ,
Musaya “onları istedikleriyle baş başa bırak da görsünler ben onları imtihana tabi tutacağım .
Şeytan onları aldatarak “siz ancak Cumartesi günü balık avlamaktan değil , almaktan
yasaklandınız” demesi üzerine buna sevinip aldanmışlar , kıyıya havuzlar kazıp Cumartesi balık
avlanma kurnazlığını , havuzlara dolan balıkları başka gün toplama gayretine girişmişlerdir .
Bu kavim üçe ayrılmıştı :
1-Balık tutma haramını işleyenler ,
2-İşlemeyip nemelazımcılık yapanlar ,

3-İşleyip nasihat edenler .
“ O deniz kıyısında bulunan şehrin başına gelenleri bir de onlar sor . O vakit Cumartesi
gününde haddi aşıyorlardı . Hani Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı . Yasak olmadığı
gün gelmiyorlardı . Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları böyle sınıyorduk .
İçlerinden bir topluluk :
Allahın helâk edeceği , yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye
nasihat ediyorsunuz , dedi .
Nasihatçılar dediler ki :
Rbbimize beyan edecek mazeretimiz olsun , diye . Bir de sakınırlar ümidiyle (Araf163-164)
Onlar kendilerine yapılan ikazları unutunca , biz de men edenleri kurtardık ,
zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerinden dolayı şiddetli bir azap ile yakaladık .
Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince , onlara :
Aşağılık maymunlar olun , dedik . (Araf 165-166)
Ey İsrailoğulları , içinizden Cumartesi günü azgınlık edip de bu yüzden kendilerine :
Aşağılık maymunlar olun , dediklerimizi elbette bilmektesiniz .
İşte bu kıssayı , o zaman hazır olanlara ve sonradan gelenlere ibret verici bir ceza ,
müttekıler için de bir nasihat kıldık . (Bakara 65-66)
İsrailoğullarından inkar edenler , hem Davud’un hem de Meryem oğlu İsa’nın diliyle
lanetlenmişlerdir . (Maide 78)
Böylece bu lanetli , aşağılık kavmin ihtiyarları domuza , gençleri de maymuna
çevrilmişlerdir .
9- ASHAB-I UHDUD :
Hendek topluluğu olarak , ifade edilen bu küfür gurubu , derin uzun hendek sahipleri
; inanmış , Allah yolunda hidayet sahibi mü’minlere işkence yaparak kazdıkları bu derin
hendeklerde yakılmasını ancak eski putperest dinlerine dönmeleri halinde kurtulacakları ,
işkencelerden uzaklaştırılacakları va’diyle bu Allah düşmanları bekleşmeleri ortamı iken :
Bu konuda Elmalı HAMDİ YAZIR , olay hakkında şöyle der :
O vakit onlar , hendeklerde yakılan ateşin etrafına oturmuşlar seyr haline
dalmışlardı . Öyle katı yürekli kafirler idi ki , hem mü’minleri ateşe atıyor , hem de o feci durum
karşısında oturup seyretmekten zevk alıyorlardı . (Elmalı Hak Dini)
Müminler sırf aziz övgüye layık Allaha inandıkları için o zalimler onlardan öc aldılar
. O Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur . Allah her şeye şahittir . (Buruç8-9)

De ki , ey ehli kitap ! Allah’a , bize indirilene , bizden önce indirilene inandığımız için
mi bizden hoşlanmıyorsunuz ? Oysa sizin çoğunuz yoldan çıkmıştır . (Maide59)
Bu ASHAB-I UHDUD , Peygamberimizin doğumundan kısa zaman önce Mkkeli
müşriklerin bildiği bir olaydır . Müslümanları katledenler Yemenli YAHUDİLER , HENDEKLERE
DOLDURULUP YAKILANLAR NECRANLI MÜSLÜMANLARDIR .
Allah çizgisinde inanmış hidayet yolcuları , Hak dinden dönmeyip , hendeklerde
yakılmak pahasına gösterdikleri direnç ve sabırla putperestliği reddediyorlardı .
Buruç sûresi 4 .Ayetten itibaren bu hendek sahiplerini şöyle anlatır :
“ Kahrolsun Mü’minleri yakmak için o hendekleri kazanlar !
Alev alev tutuşturulmuş ateşle dolu hendekleri !
Hani o ateşin başına oturmuşlar
Müminlere yaptıkları işkenceyi keyifle seyrediyorlardı
Müminlere kızmalarının sebebi de ,
Onların yalnız çok güçlü ve övgüye layık olan Allaha iman etmelerinden ötürü ,
nefret edip intikam alıyorlardı .” (Buruc 4-8)
Hasılı , bu ASHAB-I UHDUD , olayını anlatan Rasûlü Ekrem Efendimizin , çok uzun
mu uzun bir Hadisi vardır , onu buraya almadım , olay vaktiyle İslâmdan önce Hıristiyan
müminler , hak dinlerini terk etmedikleri , puta tapıcılığa yanaşmadıkları için Yemen YAHUDİ
KIRALI TARAFINDAN KAZDIRILAN HENDEKLERE ATILIP YAKILAN NECRAN MÜMİNLERİNİN
KISSASIDIR .
10- ASHAB-I TUBBA’
Not : UNUTULDU : İlave olarak yazıldı .
Sebe kolundan olan Yemendeki Himyerilerden neş’et eden Ashab-ı Tübba’ bir
kavmin kolu mu , yoksa bir kişi mi rivayetlerde geçer . Ama kaynaklarda isminin Ebu Kerib
Es’ad olduğu , MÖ 700 YÜZ YILLARDA YAŞADIĞI , KÂBE’ye ilk örtü giydiren kişidir . Nebi mi ,
yoksa kıral mı olduğu tartışma konusu olmuştur .İbni Abbas Radiyallahtan , onun Nebi olduğu ;
Ka’b ise onun kral olduğu fikrindedir .
Ebu Kerib Es’ad , bir defasında Mekke’ye gelmiş ve orada ayni rüyayı üç defa
görmüş , gördüğü kumaştan bir örtü yaptırarak ilk defa Kâbe’ye örtü giydirmiştir .
Rasûlü Ekrem Efendimiz bir Hadislerinde şöyle buyurmuştur :
“ TÜBBA’A KÜFRETMEYİN , ÇÜNKÜ O , MÜSLÜMAN OLMUŞTUR . ES’AD EL
HİMYERİYE KÜFRETMEYİN , ZİRA O , KABEYE İLK ÖRTÜ GİYDİREN KİMSEDİR .”
Tabii bunlar Peygamber Efendimiz gelmeden 700 yüz yıl evvel olmuştur . Ebu
Kerib ES’AD isimli bu Tübba’, Hz. Muhammed’e gıyabında iman etmiş olduğu bildirilmektedir .

Bu arada Medine şehrini feth etmek için şehre geldiğinde orada üç Yahudi
kabilesi vardı :
Beni Nadir
Beni Kaynuka
Beni kurayza
Bunlardan Beni Kurayza Yahudi bilginleri , Tübba’a :
Bu şehir korunmuştur , onu feth edemezsin ; çünkü buraya Tevrata göre Ahmed
isimli bir Peygamber yerleşecek , demeleri üzerine Tübba’ şehri almaktan vaz geçer ve
bundan çok etkilenerek , yıllar sonra gelecek ve buraya yerleşecek bu Peygambere bir ev
yaptırıp nesilde nesile gelecek Peygambere ulaştırılması için bir de mektup bırakıp geri
döner .
Tübba’anın mektubu Milattan 200 sene önce şöyle ifadeliydi :
“ ŞAHADET EDERİM Kİ ,, Hz . AHMED , ALLAHIN PEYGAMBERİDİR . ŞAYET ÖMRÜM
OLUR DA O’NA ULAŞIRSAM O’NUN YARDIMCISI VEYA AMCASININ OĞLU GİBİ OLURUM .
ONUN YANINDA YER ALIRIM ONUN DÜŞMANLARIYLA SAVAŞIR , YÜKÜNÜ HAFİFLETİRİM .”
Tubba’ , önceleri ateşperest iken sonradan hidayete ererek Müslüman olmuş ,
halkını da Müslüman olmaya çağırmıştır . Fakat halkı büyük günahlar işleyerek Peygamberleri
yalanlamışlar , bunun üzerine toptan helâk edilmişlerdir . Bu Ashab-ı Tübba’ halkının bir
özelliği de Mekkeli müşriklere yakınlığı sebebidir .
Tubba’ , bıraktığı mektup hakkında da :
Ey Allahım , Ey Rabbimiz !.. Bize dünyada iyilik ver .
Tübba’ “Ben bu Peygamberin hangi asırda geleceğini bilmiyorum . Her biriniz
kendi çocuğuna bu mektubu ulaştırsın . Nesilden nesile aktarılacak bu mektup , sonunda
mutlaka O Peygambere ulaşacaktır .
Tübba’ , ilerde gelecek olan bu Peygambere otursun , diye bir ev yaptırır .
bıraktığı mektupta , kendisine inandığını , kıyamette şefaatçı olmasını ister .
Peygambere verilmek üzere yaptırdığı evde Ebu Eyyûbe’l-el Ensarî oturmaktadır .
Böylece mektup da onun vasıtasıyla Peygambere ulaştırılır . Peygamberimiz mektubu
okuttuktan sonra Tübba’a :
– Merhaba Salih kardeş , aramıza hoş geldin ,buyurmuştur .
Nitekim Yemenden bir çok Yahudi alimi Medineye gelerek Müslüman olmuş ,
bunlar tam Müslümanlaşarak “Ensar” olarak bilinmişlerdir .
Diğer bazı kavimlerle beraber , Tübba’ kavmi Kuranı Kerimde iki Sûrede
zikredilmektedir :

Duhan Sûresi 37 . Ayette :
“ Onlar mı hayırlı yoksa Tübba’ kavmi ve onlardan öncekiler mi ? Biz onları
yıkıma uğrattık . Çünkü onlar , suçlu – günahkarlardı .”
Kaf Sûresi 14. Ayette :
“ Eyke halkı ve Tübba’ kavmi de Hepsi Peygamberleri yalanladı ; böylece benim
tehdidim onların KUR’AN’DA ANILAN ESKİ KAVİMLER
1 – ASHAB-I A’RAF :
Ashab , sahabe kelimesinin ef’al vezninde cem’i mükesseridir . Sahabeler demektir .
Yoldaşlar , arkadaşlar , dostlar ifadesidir. Bu kimseler HZ. Muhammed’i görmüşler , O’nun
Peygamberliğine inanmışlar ; yol gösterici, hidayet rehberi , İslâm’ın Peygamberine her hususta
tabi olmuş Cennet mekân Peygamberle beraber Medine’ye hicret eden Mekkeli Müslümanlar ve
Onları sevgiyle karşılayan Medineli Ansar yardım eden Müslümanlardır .
Kur’an’ı Kerim’in A’raf Sûresinde 47-49 . Ayetlerinde Ashab-ı A’raf’tan bahseder , kim
olduklarını belirtir . Ayet mealleri aşağı yukarı şöyledir :
Cennetle Cehennem arasında bir sur vardır. Orada bulunan A’raf Ehli kimseler , Cennet ve
Cehennem Ehlinin hepsini yüzlerinden tanır . Onlar Cennet Ehline :
– Size selâm olsun , diye seslenirler .
Kendileri Cennete girmemiş , fakat girme iştiyakı içindedirler .
Gözleri Cehennem Ehline çevrildiğinde ise :
– Ey Rabbimiz ! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma , derler .
A’raf Ehli , yüzlerinden tanıdıkları Cehennemliklere seslenirler ve derler ki :
– Ne dünyadaki taraftarlarınızın çokluğu , ne servetiniz ne de büyüklük taslamanız size bir
fayda vermedi .
-Allah onları rahmetine eriştirmez diye yemin ederek küçümsediğiniz kimseler , şu Cennet
ehli olan zayıf ve fakir Mü’minler miydi ?
-Siz de ey Mü’minler ! Girin Cennete , size ne bir korku vardır ne de mahzun olursunuz
(A’raf47-49)
Muhacir ve Ansar’dan İslam’a ilk girenlerin başta gelenleri ve iyi amellerle onların
ardınca gidenler var ya , İşte Allah onlardan razı oldu , onlar da Allah’tan razı oldular . Ve onlara
altlarında ırmaklar akan Cennetler hazırladı ki , içlerinde ebedi kalacaklar . İşte bu , büyük
kurtuluştur .(Tevbe99-100)
A’raf ise Cennetle Cehennem arasında bir yerin adıdır .
Ashab-ı A’raf kimlerdire gelince ,onlar da :
Onlar da çekilmiş surun tepesinde sağ taraftaki Cennetliklere bakıp :
-Selâm sizin üzerine olsun !..derler .
Sol taraftakilere bakınca :
-Aman Yarabbi !..Bizi bunlarla eyleme , bizi ayrı tut , derler .

Bu husus Rasûlüllah’a sorulduğunda şöyle cevaplamıştır :
– Cenabı Hak kullarını ayırıp bitirdikten sonra en son kalan kullarına da :
– Sevaplarınız sizi Cehennemden kurtardı , fakat Cenneti hak edemediniz . Sizi ben
Rahmetimle Cehennemden azad ediyorum . İstediğiniz Cennete giriniz , buyuracak .(Taberi Tefsiri)
A’raf Ashabı hakkında iki görüş ileri sürülmüştür :
A’raf ehli , amelde kusur etmiş , tartıda iyilikleri ile kötülükleri eşit gelmiş Allah’ı tanıyan
kimselerdir .
İkinci fikre göre ise , bunlar Peygamberler , şehitler ve hayırlılar , alimler gibi yüksek
dereceli zatlardır .
A’rafı şöyle vasıflandıralım :
Düz bir arazide orta yere bir sur , duvar yükseltelim , bu yüksek surun EN TEPESİNDEKİ
KİMSELERE ASHAB-I A’RAF DENİR . BUNLAR SURUN SAĞINA BAKARAK CENNETLİKLERE :
SELÂM SİZE!..Derler .
SURUN SOLUNA DA BAKTIKLARI ZAMAN CEHENNEMLİKLERE :
AMAN YARABBİ !..BİZİ BU ZALİMLERLE BİR EYLEME , Derler .
Bu böyle olunca hemen Vakia sûresindeki Ayetlerde işaret edilenler akla geldi :
VE SİZ ÜÇ SINIF OLDUĞUNUZ ZAMAN :
SAĞDAKİLER , İŞTE O ASHAB-I MEYMENE NE KUTLUDUR O ASHAB-I MEYMENE (onlar
Cennettekiler )
SOLDAKİLER , ASHAB-I MEŞ’EME NE MUTSUZDUR , NE UĞURSUZDUR O ASHAB-I
MEŞ’EME (ONLAR Cehennemdekiler )
ÖNDE OLANLAR VAR YA , ONLAR ÖNCÜDÜRLER . İŞTE O
YAKLAŞTIRILANLAR=MUKARRABÛN’lar .
Vakia sûresindeki teşbih Ayetler , sağdakiler Cennetlikler ; soldakiler Cehennemliklerdir .
Üçüncü sınıftaki “MUKARRABÛN” İSE BELKİDE A’RAF ASHABIDIR . Diyelim !
Hülâsa , Kur’an’daki ASHAB-I MEYMENE SAĞCILAR = CENNETLİKLER ! DİR.
ASHAB-I MEŞ’EME SOLCULAR= CEHENNEMLİKLER ! DİR.
SABİKÛNE SABİKÛNE ÖNCEKİ VE SONRAKİ MUKARRABÛNE YAKLAŞTIRILANLAR ; ASHAB-I
A’RAF OLMA İHTİMALİNE GÖRE !..Diyelim ve bitirelim !..
2 – ASHAB-I MEDYEN , DOLASIYLA EYKE KAVİMLERİ :

Medyen , dağlık ve çokluğu ile Eyke ise , sık ağaçlık birbirlerine girift bol ağaçlık , verimli
, yer bataklı bir arazi . Suudi Arabistanın batısında , Ürdün ve İsrail’in güneyinde bulunmaktadır
Şuayb Peygamber önce Medyen kavmine onların helâkından sonra Eyke kavmine
gönderildi . Çünkü bu iki kavim ayni bölgede bulunuyorlardı . Birbirlerine yakın iki şehirdi .
Hz. İbrahim’in soyundan olan Şuayb Peygamber , ayni bölgede yaşayan Medyenlilere ,
onların helâk edilmesinden sonra ayni tarz ve görevle Eykelilere görevlendirilmişti .
Hz. Şuayb’in onlarla mücadelesine geçmeden önce bu MEDYEN ve EYKE hakkında biraz
duralım :
Arabistanın batısında , Ürdün ve İsrail’in güneyinde Medyen ve Eyke denilen iki şehir
mevcuttu . Hindistan taraflarından gelen ticaret kervanları Medyenden geçerek Afrikanın
kuzeyinde Cezayir ve Tunus gölgelerinde mal alıp mal satarlardı .
Medyen şehri , dağlalık gölge , dağların ve sarp kayaların geçit vermediği , yeşillikler
içinde verimli bir yerdi . Medyenliler sarp kayaların sıkışık bir dar geçitte , kervanları soyarak
hileli ticaretleri sayesinde , soygunlar da yaparak insanların mallarını gasp ederek çok zengin ve
varlıklı kişiler olmuşlardı . Tartıda hile yaparak alırken düşük gösteren , satarken çoğaltan sapık ,
azgın , gaddar medyenliler ; ataları AD ve Semûd kavimlerini hiç aratmamışlardı .
Kızıl denizin kenarında birbirine yakın olan Eyke şehri de ayni durumda idi : Sık ve
birbirlerine girift ağaçlık , yemyeşillikler içinde verimli bir arazide bulunuyordu . Medyenlilerin
helâk edilişinden sonra ayni tarz , ayni görevle H. ŞUAYB Peygamber bunlara da uyarılara
başlamıştır .
Şimdi bunlar hakkında Kur’an’ı Kerim’de A’raf , Hud , Şuara sûrelerindeki Ayetlerin
sıralanışına bakalım , ne buyurur Kur’an’ı Kerim :
Önce Medyen’liler :
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik .
Dedi ki : Ey kavmim ! Allah’a kulluk edin . Sizin ondan başka ilahınız yoktur . Ölçeği ve
teraziyi de eksik tutmayın . Ben sizi bolluk içinde görüyorum . Yine de hakkınızda kuşatıcı bir
günün azabından korkuyorum .
Ey kavmim ! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin . İnsanların mallarına densizlik
etmeyin . Yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin . Eğer Mü’min iseniz , Allahın geri
bıraktığı sizin için daha hayırlıdır . Ve ben sizin üzerinize gözcü değilim .
Dediler ki : Ey Şuayb ! Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi sana namazın mı emrediyor ?
Veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi . Oysa ki sen yumuşak huylu ve
aklı başında bir adamsın .
Şuayb dedi ki: Ey kavmim ! Şayet ben Rabbimden ispat edici bir delil üzerinde
bulunuyorsam Ve bana , O kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse , söyleyin bakalım ben ne
yapmalıyım ? Sizi kendisinden menettiğim şeylerde . size muhalefet etmek istemiyorum . Ben

sadece gücümün yettiği kadar ıslâh etmek istiyorum . Muvaffakiyetim de ancak Allah’ladır .
Yalnızca ona güvenirim . Ve ancak ona döneceğim .
Ey kavmim ! Bana karşı gelmeniz sakın sizi bir musibete uğratmasın .( Ne gibi )
Nuh kavminin veya Hûd kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen musibetler
gibi .(Hûd 83-88)
Sırada uyarılan Eyke kavmi :
Eyke halkı da Peygamberleri yalancılıkla itham etti . Hani Şuayb onlara şöyle demişti :
Siz Allahtan korkmaz mısınız ? Ben size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim .
Benim mükafatımı verecek olan ancak alemlerin Rabbidir . Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden
olmayın . Doğru terazi ile tartın . Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin . Yeryüzünde
bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın . Sizi ve önceki nesilleri yaratan Allahtan korkun .
Şöyle dediler :
Sen olsa olsa iyice büyülenmiş birisin . Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin ?
Şayet doğru sözlülerden isen , üstümüze gökten bir parça düşürüver .
Şuayb :
Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir , dedi .
Onu yalanladılar da onları o gölge gününün azabı yakalayıverdi . O gün , azabı büyük bir
gündür .DOĞRUSU BUNDA BİR DERS VARDIR . Ama onların çoğu mümin değillerdi .(Şuara186-190)
Nihat Hatiboğlu bir vaazında bu kavimlerin yok edilişlerini şöyle anlatır :
1-Günlerce üzerlerine rüzgarlar esti .
2-Şiddetli , yakıcı sıcaklarla bunaldılar , kavruldular .
3-Evlerine girdiler ama fayda vermedi .
4-Kuyuları kurudu , suları bitti .
5-Serinlemek için sığındıkları gölgelerde bile kavruldular .
6-Üzerlerine yıldırımlar düştü .
7-Büyük bir gürültü ile dağlar yerinden oynadı .
8-Etrafta çaresizce kaçıştılar ama bu kaçışları fayda vermedi .
9-Mağaralara sığındılar , ama nafile her yer fokur fokur kaynıyordu .
10-Bulut gölgelerine sığındılar , gölgeler de sıcaktan kavruluyordu .
11-Sonunda yanarak kavrularak kül olup helâk oldular .

Hâsılı kelâm Medyen kavminin deprem ve müthiş bir gürültü ile onlara
benzerlikte olan Eykelilerin de “gölge günü” yani gündüzü karartan korkunç ve müthiş kasırga
yok edildikleri Kur’an’da ve dini kaynaklarda bildirilmektedir . Hatta Eykeliler cüret ederek
Şuayb’dan “Doğru söylüyorsan , gökten üzerlerine azap indirmesini , istemişler bunun üzerine
daha önce Semûd ve Lûd kavimlerin yok edildikleri gibi onlar da volkan ve patlamalarla ,
gürültü ve sarsıntılarla yok edilip ve helâk edilerek gitmişlerdir !..
3- FİL YILI , VAK’ASI
Ebrehe’nin , Kâbeyi yıkma teşebbüsü ; olay bu , başlangıc gelişimi şöyledir :
İki cihan serveri Hz. Muhammed Rasûlüllah sallallâhü aleyhis’selâmın dünyayı
şereflendirdiği yılın 52 gün öncesi Habeş Hükümdarı Necaşi’nin Yemen valisi EBREHE ,Sana’da
büyük bir kilise yaptırdı , maksadı dünyanın her tarafından insanların bölük bölük Mekke’deki
Kabe’ye akın etmelerini önlemek , insanları burada toplayarak , onları Hıristiyanlaştırmaktı . Ayrıca
doğudan gelen ticaret kervanlarını da Yemene çekmekti .
Bu Ebrehe , Yemendeki Aksum kırallığına bağlı Hıristiyan bir Sana valisi iken
dünyada başka bir benzeri olmayan büyük bir kilise yaptırıp Mekke’deki Kabe’ye akın eden
insanların önünü keserek buraya yönlendirip çekmek ve ayrıca ticaret kervanlarını Sana’ya
yönlendirmekti . Kuleys ismini verdiği bu kiliseyi Araplardan Nukayl , bu kiliseyi kirletip büyük
abdestini yapmış , pislemişti . Ayrıca kilisede yangın çıkarılmıştı . İyice öfkelenen , gazaba gelen
Ebrehe büyük bir ordu ile ve ordusundaki fillerle ve Mahmud isimli fille Mekke’nin üzerine
yürüdü .
Arapların bunlarla savaşacak gücü olmadığından şehri terk edip dağlara sığındılar .
Yalnız Abdülmuttalip Ebreheyi karşılayarak :
– Yağma ettiğiniz sürülerimi ve develerimi geri veriniz , ben onları istiyorum .
Ebrehe de :
-Ben de zannetmiştim ki , önümde diz çökecek savaşmamamız için yalvaracaksın
sandım , sen ise gelmiş develerini istiyorsun !
Abdülmuttalip :
-Ben develerin sahibiyim , onları istiyorum , Kabenin sahibi var . O onu koruyacaktır
, dedi .
Sonra dönüp Kabe’de halkasına tutunup şöyle dua etti :
-Yarabbi , bir kul dahi evini düşmandan korur , sen Kabe’nin sahibisin , beytini koru
. Ümit bağlandığım sensin , başka kimsem yok , sen onlardan beytini koru !
Öyle ki Ebrehe , Mekke toraklarında yayılan sürüleri ve etraftaki develeri
yağmalamış onları Yemene götürmüştü . Bunların içinde Abdülmuttalib’in 200 devesi de vardı .
Yemen valisi bu Ebrehe , büyük ordusu ile içinde bir çok filin bulunduğu
askerleriyle Kabe’yi yıkmak için yola çıkarak Mekke’nin üzerine yürüdü .

Fakat o da ne , ordunun önündeki Mahmut isimli fil birden olduğu yere çöküverip
bir adım bile yürümedi . başka yönlere çevirdikleri zaman koşarak gidiyor , Kabe’ye doğru hiç
hareket etmiyor , gitmiyordu .
Rasûlüllah Efendimiz :
-Allah fili Mekke’ye gitmekten alıkoydu ve yalnız Rasûlü ile mü’minleri oraya hakim
kıldı .
Hudeybiye’de Kasva isimli devesi çökünce bazı Ashabın “Kasva çöktü” demelerine
karşılık :
– Kasva çökmedi , onu fili tutan tuttu , buyurdu .
Bütün bunlar , Fil sûresinde şöyle anlatılır :
“ Rabbin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı ?
Ve üzerlerine “Ebabil Kuşlar’ını gönderdi .
Onlar çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı .
Ve onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı .
Böylece Ebrehe ve ordusu vücudlarındaki etleri lapır lapır dökülmüş , yerle yeksan
olarak orada helâk edilmişlerdir !..
4- ASHABU’L-HİCR :
Hicr bölgesi İslâmî kaynaklarda Medine ile Şam arasında Vadilkura denilen yerdedir .
Kuranı Kerimde dağlarda kayalıklarda oydukları taşlardan edindikleri evlerde yaşayan , Allahın
emirlerini dinlemeyen , peygamberleri yalanlayan topluluklardır bu Hicr halkı . Bunların yaşayış
benzerlikleri ile Semûd kavmi olmaları muhtemeldir . Bunların da korkunç bir sesle yok edilişleri
ifade edilmektedir .
Bu azgın kavme de Salih Peygamber vazifelendirilmişti :
Şüphesiz ki , Hicr halkı da Peygamberleri yalanladılar . Onlara Ayetlerimizi vermiştik
de onlar o Ayetlerden yüz çevirmişlerdi . Onlar dağlardan emniyetli evler yontuyorlardı . Onları
da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı . Kazanır oldukları şeyler onlardan hiç bir zaman
savamadı . (Hicr80-84)
Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı . Hani kardeşleri Salih onlara şöyle
demişti :
Siz Allahtan korkmaz mısınız ? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir
Peygamberim . Buna karşılık ben sizden hiç bir ücret istemiyorum . Benim mükafatımı verecek
olan âlemlerin Rabbidir . Bahçeleri , pınarların içinde siz burada güven içinde bırakılacak mısınız ?

Ekinlerin , salkımları sarkmış hurmalar içinde . Bir de dağlardan keyifli keyifli
kâşâneler oyuyorsunuz . Gelin Allahtan korkun da bana itaat edin . Bozguncuların emrine
uymayın . Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyin .
Sen dediler , olsa olsa iyice büyülenmiş birisin . Sen de bizim gibi bir beşersin .
Eğer doğru söyleyenlerden isen , haydi bize bir ayet mucize getir .
Salih : İşte mucize bu dişi devedir ; su içme hakkı bir gün onundur , belli bir
günün içme hakkı da sizin , dedi . Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin , yoksa sizi büyük bir günün
azabı yakalayıverir .
Derken onu kestiler ; fakat pişman da oldular . Çünkü kendilerini azap
yakalayıverdi . Şüphesiz bunda alınacak bir ders vardır . ama çokları iman etmiş değillerdir .
Şüphesiz Rabbin , işte O aziz ve rahimdir . (Şuara141-159)
Kavminden büyüklük taslayan kimselerin ileri gelenleri içlerinden zayıf görünen
Mü’minlere dediler :
– Siz Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz ?
Onlar da
– Evet doğrusu onunla gönderilen şeye inananlardanız , dediler .
Büyüklük taslayan kimseler dediler :
– Biz sizin inandığınız şeyleri inkar edenlerdeniz .
Derken dişi deveyi boğazladılar . Ve Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar .
– Ey Salih , bizi tehdit ettiğin azabı bize getir , dediler . Eğer hakikaten
elçilerdensen .
Bunun üzerine hemen onları , o sarsıntı yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöke
kalan kimseler oldular .
Salih de onlardan yüz çevirdi ve dedi ki :
– Ey kavmim ! Andolsun ki , ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim , ve size
öğüt verdim . Fakat siz , öğüt verenleri sevmiyorsunuz .(Araf74-79)
Semûda açık bir mucize olarak o dişi deveyi vermiştik de ona zülmetmişlerdi
.(İsra(59)
Rasûlü Ekrem efendimiz bir defasında Hicr’den geçerken Ashabın :
– Biz bu kuyunun suyundan alıp hamur yoğuruyorduk , kaplarımızı doldurduk ,
demeleri üzerine ;
– Öyleyse hamuru atın , aldığınız suyu da dökün , buyurmuştur .
Hicrden geçerken :

– Kendilerine zülmedenlerin meskenlerine , onların başına gelen felaketin sizin de
başınıza gelmemesi için ağlayarak girin , aksi halde girmeyin , buyurarak devesini hızla sürerek
oradan hızla uzaklaşmıştır .
Aşağı yukarı bu Hicrde daha önce Semûd kavminin kayaları oyarak meskenler
yaptığını ifade ederler .
– Düşünün ki , Ad kavminden sonra sizi hükümdarlar kıldı . Ve yeryüzünde sizi
yerleştirdi . Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz , dağlarında evler yontuyorsunuz . Atık
Allahın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın .
Dendi Hicr kavmine , BİR MİNARE KADAR UZUN BOYLU ÂD KAVMİNİN
HELÂKINDAN SONRA BU HİCR BÖLGESİNE YERLEŞTİRİLEN AZGIN , ZALİM , GADDAR USLANMAZ ,
GÜÇLÜ , KUVVETLİ , YUMRUĞU İLE VURDUĞU ZAMAN TAŞI KIRACAK KADAR GÜÇLÜ OLAN HER BİR
ADAM , BU KUDURUK SEMÛD KAVMİNE !..
Kuran’ın bir çok sûresinde geçen bu :
Semûd kavmine gelince biz onlara doğru yolu gösterdik . Fakat onlar kötülüğü
doğru yola tecih ettiler . Kazandıkları kötülük yüzünden , bunun üzerine alçaltıcı azabın yıldırımı
onları çarpıverdi .
Biz iman edenleri ve kötülükten sakınanları ise kurtardık ! (Fussilet16-17)
5- ASHABU’L-KARYE
Karye kelimesi Arapçada köy demektir . Romalıların hüküm sürdüğü Anadoluda
Kuranı Kerime göre bu günkü Antakya halkına “Ashabu’l-Karye” denmektedir . Oraya Sadık ve
Sadûk isimli iki elçi gönderilmiştir . Fakat ora halkı bu elçileri dinlememişler , reddetmeleri
üzerine bir üçüncü olarak Şelom gönderilmiş , ona da inanmamışlar . Bu arada bu elçilerin Hz.
İsa’nın havarilerinden Simon , Petrus , Yuhanna olduğu söylenmektedir .
Bu sırada şehrin öbür ucundan koşarak gelen bir adamın :
– Onlara uyun , onları kabul edin , uyarılarına rağmen onu da linç ederek
öldürmüşlerdir . Bu zatın “Habibi Neccar” olduğu rivayet edilmektedir .
Bu olayı anlatan Yasin Sûresinin 13. Ayetinden itibaren dinleyelim :
“Sen onlara “Ashabe’l-Karye”yi misâl ver . Hani oraya Peygamberler gelmişti . Hani
biz onlara iki Peygamber göndermiştik . Fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı .
Biz de onları üçüncü bir Peygamberle destekledik .
Onlara :
Şüphesiz ki , biz size gönderilmiş elçileriz , dediler .
Onlar da :

– Siz bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz . Hem rahman olan Allah , hiç bir
şey indirmedi , dediler . Siz yalancılardan başka bir şey değilsiniz .
Elçiler dediler ki :
– Rabbimiz bilir ki , biz size gönderilmiş elçileriz . Bizim üzerimize düşen yalnız
açıkça duyurmaktır .
Kentliler dediler ki :
– Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık . Eğer bu işten vazgeçmezseniz
, sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azap dokunur .
Elçiler dediler ki:
– Uğursuzluğunuz sizin kendinizdendir . Size öğüt verildiği için mi ? (uğursuzluğa
uğruyorsunuz) Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz .
O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve :
– Ey kavmim ! Uyun elçilere , dedi .
– Uyun sizden hiç bir ücret istemeyen zatlara ki , onlar hidayete ermişlerdir .
– Bana ne oluyor da kulluk etmeyecek mişim ? Siz de O’na götürüleceksiniz . Ben
ondan başka ilâhlar edinir miyim ? Eğer O Rahman bana bir zarar dileyecek olsa , onların şefaatı
benden hiç bir şeyi gideremez ve beni kurtaramazlar . Şüphesiz ki ben , o zaman apaçık bir sapıklık
içinde olurum . Şüphesiz ki ben sizin Rabbinize iman ettim , dinleyin beni , dedi . Ona :
– Gir Cennete , denilince , O :
– Ah ne olurdu , kavmim bilseydi , dedi . Rabbimin beni bağışladığını ve beni ,
ikram edilen kullarından kıldığını…
– Biz arkasından kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik , indirecek de
değildik . Sadece bir gürültü oldu , onlar da hemen sönüverdiler .
– Yazıklar olsun şu kullara ki , kendilerine gelen her bir Peygamberle mutlaka
alay ediyorlardı . Görmediler mi , kendilerinden önce nice kuşakları helâk etmişiz . Şüphesiz onlar
kendilerine dönüp gelmiyorlar . Hepsi toplanıp , sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir .
(Yasin13-32)
6- ASHAB-I KEHF :
Putperest Romalıların , Dakyanus zamanında Anadolu’da geçen bir hâdise ,
putperestlere isyan eden bir gurup imanlı genç , isyan ederek baş kaldırmışlar , bu isyanları
sebebiyle verilmiş idamdan cezasından kurtulmak için bir mağaraya sığınmışlar . Bir mucize olarak
tam 300 yıl 9 sene mağarada uyutulmuşlar .
Bunlar 7 gençtir , aslında bunlar sarayda çalışan gençlerdir , bir de KITMİR isimli
köpekleri vardır . Bu gençler isimleriyle şunlardır :

Yemliha
Mekselina
Mesina
Mernuş
Debernuş
Sezanuş
Kafetatayyuş .
V e köpekleri :
KITMİR
Daha önce TRAKYA DEMOKRAT GAZETEMİZDE “ASHAB- KEHF” DİYE BU GENÇLERİN
Romalı DAKYANUZ ZAMANINDA SARAYDA GEÇİRDİKLERİ MACERALARINI YAZMIŞTIM . İranlılar
tarafından filmi de çevrilmişti :
Bu gençler puta tapmayı reddettikleri için ölüm cezasına çarptırılırlar . Üçyüz yıl
ilavesiyle bir ara Yemliha yiyecek almaya şehre gidince , sanki o devrin Roma dönemi diye
bakarken , paralar başka , elbiseler başka Yemliha hükümdarın karşısına çıkarılır , hükümdar ve
halk mağaraya giderler ama diğer gençler ortalıkta yoktur . Sonra oraya bir mescit yaptırırlar ,
Roma halkı da putperestliği bırakarak hak dine dönerler .
Bu olayın verdiği ders ; İMANLA- KÜFÜR MÜCADELESİNİN HER DEVİRDE VAR
OLDUĞU . İMAN ETMİŞ OLANLARIN HEP ZÜLUM GÖRDÜĞÜ , LÂKİN KÜFRÜN , İNANANLARA GALİP
GELEMEDİĞİ BİR VAKİADIR .
Allah’ın mutlak şekilde başarıya ulaştırdığı ve her şeye kadir olan Allahın öldükten
sonra tekrar dirilteceğinin gerçek olduğudur .
Ayni zamanda şöyle küfür sahiplerinin “ bu çürümüş kemikleri kim yaratabilir”
izharında bulunanlarına bir cevap teşkil etmektedir bu Âyeti Kerimeler :
İnsan , kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de , şimdi apaçık bir
düşman kesildi ? Kendi yaratılışını unutarak bize bir de örnek verdi :
Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri ? dedi .
De ki :
Onları ilk defa yaratan diriltecek . O her yaratmayı bilir .(Yasin 77-79)
Gelelim Kehf Sûresinin bu olayı anlatışına , Ashab-ı Kehf’e =Mağara Arkadaşlarına :

“Yoksa sen “ASHAB’I KEHF”i ve Rakîm’i şaşılacak ayetlerimzden mi sandın ? O
gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler :
Rabbimiz ! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş
yolu hazırla .
Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk . Sonra
onları uyandırdık . İki guruptan hangisini daha iyi hesapladığını anlamak için , onların mağarada
kaldıkları süreyi . Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız :
Hakikaten onlar Rablerine inanan bir kaç genç idi . Biz de onların hidayetlerini
artırdık ve kalplerini pekiştirdik . Ayağa kalkarak dediler ki :
Bizim Rabbimiz , göklerin ve yerin Rabbidir . Biz ondan başkasına ilâh deyip tapmayız ,
yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz . Şu bizim kavmimiz , Allahtan başka ilah edindiler . Onların
ilah olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya !
ALLAHA KARŞI YALAN UYDURANDAN DAHA ZALİM KİM OLABİLİR ?
Mademki siz , onlardan ve Allahtan başka taptıkları putlardan ayrıldınız , O halde
mağaraya sığının. Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve size işinizde kolaylık sağlasın . Onlara
baksaydın görürdün ki , güneş doğunca , mağaralarının sağından dolaşır . Batarken de sol taraftan
onları makaslardı .
Onlar mağaranın geniş bir yerinde idiler . Bu Allahın mucizelerindendir . Allah kime
hidayet ederse , o , hidayet bulmuştur . Kimi de saptırırsa artık ona irşad edici bir dost bulamazsın .
Bir de onları uyanık sanırsın . Halbuki onlar uykudadırlar . Biz onları sağa sola çevirirdik . Köpekleri de
girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı . Eğer onları görseydin , arkana bakmadan onlardan kaçardın
. Elbette onlardan korku ile dolardın .
Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi , birbirlerine sorsunlar diye kendilerini
oyandırdık . Aralarından biri şöyle dedi :
Ne kadar durdunuz ?
Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık , dediler .
Kimi de şöyle dediler :
Ne kadar durduğunuzu , Rabbiniz daha iyi bilir . Şimdi siz birinizi bu gümüş paranızla şehre
gönderin de , baksın , hangi yiyecek daha temiz . Onlardan size azık getirsin . Hem çok dikkatli
davransın . ve sizi kimseye sezdirmesin . Çünkü şehir halkı , sizi ellerine geçirirlerse sizi taşlayarak
öldürürler . Veya sizi kendi dinlerine çevirirler .
O ZAMAN SİZ DÜNYADA DA AHİRETTE DE ASLA KURTULUŞA EREMEZSİNİZ .
Böylece insanları onların üzerine haberdar kıldık ki ,şüphesiz Allahın vadinin hak olduğunu
bilsinler için , ve gerçekten kıyametin kendisinde şüphe olmadığını bilsinler için ,oları bulanlar
aralarında durumlarını tartıştıkları zaman , dediler ki:

Üstlerine bir bina yapın . Rableri onları daha iyi bilir .
Onların durumuna vakıf olan kimseler :
Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız , dediler . Ashab-ı Kehfin sayılarında ihtilaf
edenlerden bazıları :
Onlar üç kişidir , dördüncüsü köpekleridir , diyecekler .
Diğer bazıları da :
Onlar beş kişidir , altıncıları köpekleridir , diyecekler ,
Kimileri de :
Onlar yedi kişidir , sekizincisi köpekleridir , derler .
Onlar bilmez , ancak pek az kimse bilir . Bu sebeple onlar hakkında açık bir tartışma
müstesna münakaşaya girişme . Ve bunlar hakkında onlardan hiçbir kimseye de sorma ! Hiçbir şey
için : Muhakkak ben yarın onu yapacağım kesinlikle , deme .
Ancak Allah dilerse yapacağım , de . Ve unuttuğun vakit Rabbini an :
VE UMARIM RABBİM BENİ , DOĞRUYA BUNDAN DAHA YAKIN OLANA ERİŞTİRİR ,DE .
Onlar mağaralarında 300 yıl kadar kaldılar . Ve 9 yıl da buna ilave etmişlerdir . De ki :
ONLARIN NE KADAR KALDIKLARINI ALLAH DAHA İYİ BİLİR .”(Kehf 9-25)
Not : Ben , Adana Osmaniye’de öğretmen olarak görev yaparken Tarsustaki bu Ashab-ı
Kehf’i ziyaret etmiştim . Yüksekçe bir tepenin yamacındaki mağrayı gezmiştim .
7- ASHAB-I RESS KAVMİ :
“Kuyu Halkı”.. Bu kavim , meçhulün malumudur , kuyu etrafında bulundukları , yaşadıkları
için bu ismi taşımaktadır . Varlıkları , nerde yaşadıkları Yemame , Azerbeycan veya Antalya halkı
olabileceği varsayımı edile gelmiştir .
Bu kavim kendilerine gönderilen Peygamberleri kabul etmemişler , yalanlamışlar ; bu Tevhit
davetçilerini öldürerek kuyulara atmışlar , üzerlerini kapatarak öldürmüşlerdir .
Âdd ve Semûd kavimleri gibi Ahab-Ress ve bunların arasında daha bir çok nesilleri helâk
ettik.Onların her birine misâller getirdik.Ama öğüt almadıkları için hepsini kırdık geçirdik .(Furkan38-
39)
Ashab-ı Ress , yan duvarları , iç kısmı örülmemiş kuyu anlamını taşır . Hatta rivayete göre
kendilerini Hak Yoluna davete gelen Peygamberleri katlederek bu kuyulara atarak , üzerlerini
kapattıkları rivayetindedir .
Bu mel’un kavmin nerede yaşadıkları , azgın Semûd kavminin artıkları olabileceği hakkında
gerçek bir bilginin verilemediği malumdur .

Onlardan önce Nuh’un kavmi , Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı . Ad , Firavun ,
lut’unkardeşleri de yalanladılar . Eyke halkı ve Tubbâ kavmi de , bunların hepsi Peygamberleri
yalanladılar da onlara azabım hak oldu . Biz ilk yaratmada acizlik mi gösterdik ? Doğrusu onlar
yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler . (Kaf 12-15 )
8-ASHAB-I SEPT :
Cumartesi yarenleri , sahipleri . Sept Arapça bir kelime olarak Cumartesi günü ifadesiyle
Ashab-ı Sept , bu Yahudi kavmi , Hz. Davut zamanında Mısır’la Medine’yi Münevvere arasında Kızıl
deniz kıyısında Medyen şehrinde yaşayan aşağı-yukarı yetmiş bin nüfusa sahip bir Yahudi
topluluğudur .
Rasûlüllah’ın (sa) Efendimizin bir hadislerinde şöyle bir anlatım vardır :
Allah Teala :
Toprağı Cumartesi ,
Dağları Pazar ,
Ağaçları Pazartesi ,
Mekruh şeyleri Salı ,
Nuru Çarşamba ,
Binek hayvanlarını Perşembe yaratmış ,
Cuma günü de Hz. ÂDEM’i , ikindiden sonra , günün en son saatinde mahlûk olarak
yaratmıştır . (Müslim isimli hadis kitabında bu böyle yazılıdır .)
Hak Teâlâ :
Andolsun ki biz , gökleri , yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık . Bize hiç bir
yorgunluk dokunmadı . (Kaf 38)
Cumartesi gününün dinlenme anlamında “sebete” Arapça fiili , durmak , işe ara vermek ,
anlamında olarak görürüz .
Hz. Musanın cumartesi gününü ibadete ayırmak düşüncesine itiraz eden İsrailoğulları
Cumartesi günü olmasını isteyip “o gün Allah hiç bir şey yaratmadı” demeleri üzerine Allah ,
Musaya “onları istedikleriyle baş başa bırak da görsünler ben onları imtihana tabi tutacağım .
Şeytan onları aldatarak “siz ancak Cumartesi günü balık avlamaktan değil , almaktan
yasaklandınız” demesi üzerine buna sevinip aldanmışlar , kıyıya havuzlar kazıp Cumartesi balık
avlanma kurnazlığını , havuzlara dolan balıkları başka gün toplama gayretine girişmişlerdir .
Bu kavim üçe ayrılmıştı :
1-Balık tutma haramını işleyenler ,
2-İşlemeyip nemelazımcılık yapanlar ,

3-İşleyip nasihat edenler .
“ O deniz kıyısında bulunan şehrin başına gelenleri bir de onlar sor . O vakit Cumartesi
gününde haddi aşıyorlardı . Hani Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı . Yasak olmadığı
gün gelmiyorlardı . Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları böyle sınıyorduk .
İçlerinden bir topluluk :
Allahın helâk edeceği , yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye
nasihat ediyorsunuz , dedi .
Nasihatçılar dediler ki :
Rbbimize beyan edecek mazeretimiz olsun , diye . Bir de sakınırlar ümidiyle (Araf163-164)
Onlar kendilerine yapılan ikazları unutunca , biz de men edenleri kurtardık ,
zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerinden dolayı şiddetli bir azap ile yakaladık .
Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince , onlara :
Aşağılık maymunlar olun , dedik . (Araf 165-166)
Ey İsrailoğulları , içinizden Cumartesi günü azgınlık edip de bu yüzden kendilerine :
Aşağılık maymunlar olun , dediklerimizi elbette bilmektesiniz .
İşte bu kıssayı , o zaman hazır olanlara ve sonradan gelenlere ibret verici bir ceza ,
müttekıler için de bir nasihat kıldık . (Bakara 65-66)
İsrailoğullarından inkar edenler , hem Davud’un hem de Meryem oğlu İsa’nın diliyle
lanetlenmişlerdir . (Maide 78)
Böylece bu lanetli , aşağılık kavmin ihtiyarları domuza , gençleri de maymuna
çevrilmişlerdir .
9- ASHAB-I UHDUD :
Hendek topluluğu olarak , ifade edilen bu küfür gurubu , derin uzun hendek sahipleri
; inanmış , Allah yolunda hidayet sahibi mü’minlere işkence yaparak kazdıkları bu derin
hendeklerde yakılmasını ancak eski putperest dinlerine dönmeleri halinde kurtulacakları ,
işkencelerden uzaklaştırılacakları va’diyle bu Allah düşmanları bekleşmeleri ortamı iken :
Bu konuda Elmalı HAMDİ YAZIR , olay hakkında şöyle der :
O vakit onlar , hendeklerde yakılan ateşin etrafına oturmuşlar seyr haline
dalmışlardı . Öyle katı yürekli kafirler idi ki , hem mü’minleri ateşe atıyor , hem de o feci durum
karşısında oturup seyretmekten zevk alıyorlardı . (Elmalı Hak Dini)
Müminler sırf aziz övgüye layık Allaha inandıkları için o zalimler onlardan öc aldılar
. O Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur . Allah her şeye şahittir . (Buruç8-9)

De ki , ey ehli kitap ! Allah’a , bize indirilene , bizden önce indirilene inandığımız için
mi bizden hoşlanmıyorsunuz ? Oysa sizin çoğunuz yoldan çıkmıştır . (Maide59)
Bu ASHAB-I UHDUD , Peygamberimizin doğumundan kısa zaman önce Mkkeli
müşriklerin bildiği bir olaydır . Müslümanları katledenler Yemenli YAHUDİLER , HENDEKLERE
DOLDURULUP YAKILANLAR NECRANLI MÜSLÜMANLARDIR .
Allah çizgisinde inanmış hidayet yolcuları , Hak dinden dönmeyip , hendeklerde
yakılmak pahasına gösterdikleri direnç ve sabırla putperestliği reddediyorlardı .
Buruç sûresi 4 .Ayetten itibaren bu hendek sahiplerini şöyle anlatır :
“ Kahrolsun Mü’minleri yakmak için o hendekleri kazanlar !
Alev alev tutuşturulmuş ateşle dolu hendekleri !
Hani o ateşin başına oturmuşlar
Müminlere yaptıkları işkenceyi keyifle seyrediyorlardı
Müminlere kızmalarının sebebi de ,
Onların yalnız çok güçlü ve övgüye layık olan Allaha iman etmelerinden ötürü ,
nefret edip intikam alıyorlardı .” (Buruc 4-8)
Hasılı , bu ASHAB-I UHDUD , olayını anlatan Rasûlü Ekrem Efendimizin , çok uzun
mu uzun bir Hadisi vardır , onu buraya almadım , olay vaktiyle İslâmdan önce Hıristiyan
müminler , hak dinlerini terk etmedikleri , puta tapıcılığa yanaşmadıkları için Yemen YAHUDİ
KIRALI TARAFINDAN KAZDIRILAN HENDEKLERE ATILIP YAKILAN NECRAN MÜMİNLERİNİN
KISSASIDIR .
10- ASHAB-I TUBBA’
Not : UNUTULDU : İlave olarak yazıldı .
Sebe kolundan olan Yemendeki Himyerilerden neş’et eden Ashab-ı Tübba’ bir
kavmin kolu mu , yoksa bir kişi mi rivayetlerde geçer . Ama kaynaklarda isminin Ebu Kerib
Es’ad olduğu , MÖ 700 YÜZ YILLARDA YAŞADIĞI , KÂBE’ye ilk örtü giydiren kişidir . Nebi mi ,
yoksa kıral mı olduğu tartışma konusu olmuştur .İbni Abbas Radiyallahtan , onun Nebi olduğu ;
Ka’b ise onun kral olduğu fikrindedir .
Ebu Kerib Es’ad , bir defasında Mekke’ye gelmiş ve orada ayni rüyayı üç defa
görmüş , gördüğü kumaştan bir örtü yaptırarak ilk defa Kâbe’ye örtü giydirmiştir .
Rasûlü Ekrem Efendimiz bir Hadislerinde şöyle buyurmuştur :
“ TÜBBA’A KÜFRETMEYİN , ÇÜNKÜ O , MÜSLÜMAN OLMUŞTUR . ES’AD EL
HİMYERİYE KÜFRETMEYİN , ZİRA O , KABEYE İLK ÖRTÜ GİYDİREN KİMSEDİR .”
Tabii bunlar Peygamber Efendimiz gelmeden 700 yüz yıl evvel olmuştur . Ebu
Kerib ES’AD isimli bu Tübba’, Hz. Muhammed’e gıyabında iman etmiş olduğu bildirilmektedir .

Bu arada Medine şehrini feth etmek için şehre geldiğinde orada üç Yahudi
kabilesi vardı :
Beni Nadir
Beni Kaynuka
Beni kurayza
Bunlardan Beni Kurayza Yahudi bilginleri , Tübba’a :
Bu şehir korunmuştur , onu feth edemezsin ; çünkü buraya Tevrata göre Ahmed
isimli bir Peygamber yerleşecek , demeleri üzerine Tübba’ şehri almaktan vaz geçer ve
bundan çok etkilenerek , yıllar sonra gelecek ve buraya yerleşecek bu Peygambere bir ev
yaptırıp nesilde nesile gelecek Peygambere ulaştırılması için bir de mektup bırakıp geri
döner .
Tübba’anın mektubu Milattan 200 sene önce şöyle ifadeliydi :
“ ŞAHADET EDERİM Kİ ,, Hz . AHMED , ALLAHIN PEYGAMBERİDİR . ŞAYET ÖMRÜM
OLUR DA O’NA ULAŞIRSAM O’NUN YARDIMCISI VEYA AMCASININ OĞLU GİBİ OLURUM .
ONUN YANINDA YER ALIRIM ONUN DÜŞMANLARIYLA SAVAŞIR , YÜKÜNÜ HAFİFLETİRİM .”
Tubba’ , önceleri ateşperest iken sonradan hidayete ererek Müslüman olmuş ,
halkını da Müslüman olmaya çağırmıştır . Fakat halkı büyük günahlar işleyerek Peygamberleri
yalanlamışlar , bunun üzerine toptan helâk edilmişlerdir . Bu Ashab-ı Tübba’ halkının bir
özelliği de Mekkeli müşriklere yakınlığı sebebidir .
Tubba’ , bıraktığı mektup hakkında da :
Ey Allahım , Ey Rabbimiz !.. Bize dünyada iyilik ver .
Tübba’ “Ben bu Peygamberin hangi asırda geleceğini bilmiyorum . Her biriniz
kendi çocuğuna bu mektubu ulaştırsın . Nesilden nesile aktarılacak bu mektup , sonunda
mutlaka O Peygambere ulaşacaktır .
Tübba’ , ilerde gelecek olan bu Peygambere otursun , diye bir ev yaptırır .
bıraktığı mektupta , kendisine inandığını , kıyamette şefaatçı olmasını ister .
Peygambere verilmek üzere yaptırdığı evde Ebu Eyyûbe’l-el Ensarî oturmaktadır .
Böylece mektup da onun vasıtasıyla Peygambere ulaştırılır . Peygamberimiz mektubu
okuttuktan sonra Tübba’a :
– Merhaba Salih kardeş , aramıza hoş geldin ,buyurmuştur .
Nitekim Yemenden bir çok Yahudi alimi Medineye gelerek Müslüman olmuş ,
bunlar tam Müslümanlaşarak “Ensar” olarak bilinmişlerdir .
Diğer bazı kavimlerle beraber , Tübba’ kavmi Kuranı Kerimde iki Sûrede
zikredilmektedir :

Duhan Sûresi 37 . Ayette :
“ Onlar mı hayırlı yoksa Tübba’ kavmi ve onlardan öncekiler mi ? Biz onları
yıkıma uğrattık . Çünkü onlar , suçlu – günahkarlardı .”
Kaf Sûresi 14. Ayette :
“ Eyke halkı ve Tübba’ kavmi de Hepsi Peygamberleri yalanladı ; böylece benim
tehdidim onların üzerine Hak oldu .”üzerine Hak oldu .”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.