GÜNÜMÜZDE İLGİ VE ALAKA ANLATIM BOZUKLUĞUDUR
GÜNÜMÜZDE İLGİ VE ALAKA ANLATIM BOZUKLUĞUDUR
Dil, insanın düşüncesini karşısındakine ulaştırdığı en güçlü araçlardan biridir. İnsan ne kadar çok kelime bilirse bilsin, onları yerli yerinde kullansmıyorsa anlatmak istediğini tam olarak anlatamaz. Bazen bir cümleyi güçlendirdiğimizi sanırken aslında onu gereksiz kelimelerle ağırlaştırırız. Günlük konuşmalarımızda, televizyon ekranlarında, gazete haberlerinde, siyasi açıklamalarda, resmi yazışmalarda ve hatta edebi metinlerde bunun sayısız örneğine rastlarız. Bunlardan biri de neredeyse alışkanlık haline gelen “ilgi ve alaka” ifadesidir.
Peki gerçekten “ilgi ve alaka” demeye gerek var mı? Türkçe’de “ilgi” ile “alaka” aynı ya da çok yakın anlam alanına sahip kelimelerdir. “Alaka: zaten Arapça kökenli bir kelime olarak Türkçe’de “ilgi, ilişki, bağlılık” anlamlarında kullanılmaktadır. Dolaysıyla “ilgi ve alaka” dediğimizde çoğu zaman aynı anlamı iki farklı kelimeyle tekrar etmiş oluruz. Bir başka ifadeyle, cümlelerin anlamını büyütmüyor, sadece kelime sayısını artırıyoruz.
“Vatandaşların konuya ilgisi arttı.” Bu cümle gayet açıktır. Aynı şeyi “Vatandaşların konuya ilgi ve alakası arttı.” Biçiminde söylediğimizde ise anlam bakımından yeni bir şey eklemiş olmayız. Sadece “ilgi” kelimesinin yanına onunla aynı anlamı taşıyan “alaka” yı getiririz. İşte dilde ki gereksiz kelime kullanımının temel problemi budur. Kelimeler çoğaldıkça düşüncenin derinleştiğini sanıyoruz. Oysa iyi anlatım, çok kelime kullanmak değildir. İyi anlatım, doğru kelimeyi doğru yerde kullanmaktır.
Bugün özellikle siyasi konuşmalarda ve günlük konuşma dilinde bu tür ikilemeler oldukça yaygın. “İlgi ve alaka”, “sonuç ve netice”, “sebep ve neden”, “şart ve koşul”, “imkan ve olanak”, “görev ve vazife” gibi kullanımların bazıları bağlama göre farklı işlevler kazanabilse de, çoğu zaman aynı anlamın gereksiz biçimde iki kez söylenmesine dönüşebiliyor. Burada kelime israfı, düşünce israfına dönüşebilir. Bir insan “Bu konuda gereken ilgi ve alakayı gösterelim.” dediğinde çoğu kili ne demek istediğini elbette anlar. Burada ki mesele anlaşılmamak değildir. Mesele, Türkçeyi daha temiz, daha sade ve daha güçlü kullanabilmektir. “Bu konuya gereken ilgiyi gösterelim.” Bu kadar.
Bir kelimeyi tek başına kullanmak yerine yanına mutlaka başka bir kelime eklemeyi daha etkili sanıyoruz. “İlgi” yetmiyor, “ilgi ve alaka” diyoruz. “Gerekli” yetmiyor, “gerekli ve lüzumlu” diyoruz. “Sonuç” yetmiyor, “sonuç ve netice” diyoruz. Sanki kelime iki kez söylendiğinde anlam da iki katına çıkacakmış gibi. Oysa çıkmıyor. Bir kelimeyi tekrar etmek, düşünceyi otomatik olarak güçlendirmez. Bazen tam tersine, anlatımı zayıflatır.
“İlgi ve alaka” bazen bilinçli bir vurgu amacıyla kullanılabilir. Ancak bu ifade her cümlede, her konuşmada, her açıklamada otomatik olarak karşımıza çıkıyorsa artık bir anlatım alışkanlığından söz etmek gerekir. Yanlış yada gereksiz kullanımlar sürekli tekrarlandığında zamanla normalleşir. İnsanlar duyduklarını tekrar eder. Siyasi alanda siyasetçi kullanır, bürokrat kullanır, gazeteci kullanır, sanatçı kullanır, sosyal medyada insanlar kullanır. Bir süre sonra kimse dönüp “Bu iki kelimenin aynı anlama geldiğini” düşünmez.
Diller zaman içerisinde değişir, yeni kelimeler kazanır, bazı kelimeleri kaybeder. Bu doğal bir süreçtir. Ancak bir dilin zenginliği, aynı şeyi anlatmak için gereksiz yere kelimeleri üst üste koymak değildir. Asıl zenginlik, ihtiyaç duyulan kelimeyi seçebilme becerisidir. Türkçenin çok güçlü bir kelime hazinesi vardır. Bu hazinenin değerini bilmek için her cümleyi kelime yığınına çevirmeye gerek yoktur. Bir cümlede on kelime kullanıp hiçbir şey söylemeyebilirsiniz. Başka bir cümlede üç kelime kullanıp çok şey anlatabilirsiniz.
Bazen bir şairin tek dizesi, sayfalarca düzyazının söyleyemediğini söyler. Bazen bir gazetecinin tek cümlesi, uzun bir konuşmadan daha etkilidir. Çünkü güçlü anlatım, kelime kalabalığından değil, düşüncenin yoğunluğundan doğar. Bu nedenle “ilgi ve alaka” meselesine yalnızca bir kelime tartışması olarak bakmamak gerekir.Bu aslında, dilimize nasıl baktığımızla ilgilidir. Bugün sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte hızlı konuşuyor, hızlı yazıyor, hızlı tüketiyoruz. Cümleler kısalıyor ama bazen anlam da zayıflıyor.
Dil konusunda hassas olmak, insanları kullandıkları her kelimeden dolayı eleştirmek anlamına gelmez. Dil yaşayan bir varlıktır ve herkes hata yapabilir. Asıl önemli olan, dil bilincinin gelişmesidir. Çünkü dil sadece konuşma aracı değilidir. Dil aynı zamanda düşüncenin evdir. Düşüncemiz ne kadar berraksa, dilimiz de o kadar berrak olur. Cümlelerimiz dolambaçlı, tekrarlarla ve gereksiz kelimelerle doluysa, belki de düşüncelerimizi sadeleştirmeye ihtiyacımız vardır. Bu yüzden “ilgi ve alaka” yı konuşurken aslında daha büyük bir meseleye dikkat çekiyoruz. Sade Türkçe. Ne eksik ne fazla.