DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 14°C
Rüzgarlı

BABAMA MEKTUP

14.11.2020

BABAMA MEKTUP
Canım Babacığım,
Tam 11 yıl önce bugün, Tekirdağ’ımızın kurtuluş günü olan 13 Kasım’da, bu fani dünya gurbetinden gerçek ve ebedi vatanımız olan ahiret yurduna seni yolcu etmiştik. Bizler için, ailemiz için gurbetle, hasretle, meşakkatlerle ve ömrünün son bir kaç yılında zorlu hastalıklarla geçen 68 yıllık bu dünya defterin Yüce Allah’ın takdiriyle bir mübarek cuma gecesi kapandı ve 13 Kasım 2009 Cuma günü cuma namazını müteakip seni ebediyete uğurladık.
Hani sen Almanya gurbetinde tek başına, bizlere daha güzel, daha rahat bir hayat ve gelecek için çalışırken, hasretini bir nebze de olsun dindirmek için bize mektuplar yazardın. 70’li ve 80’li yıllarda en önemli ve en samimi iletişim aracı olan; aileye, eşe, çocuklara ve vatana hasretin her satırında ilmek ilmek işlendiği, kağıtla birlikte sevgi kokan, samimiyet kokan, özlem kokan o değeri paha biçilemez mektuplar…
Senden gelen mektup zarfını büyük bir heyecanla açardık, içinden hep iki tane mektup çıkardı. Büyük kağıda ailemize hitaben yazmış olduğun bir ana mektup ve küçük kağıda evin en küçüğü olarak bana özel yazdığın yavru mektup. O mektuplar beni o kadar mutlu ederdi ki anlatamam. Aynı şekilde bizim de gönderdiğimiz mektuplar da benim de sana yazdığım küçük mektupla birlikte yine hep ikili olurdu. Anlamını ve değerini büyüyünce ve seni de kaybedince daha iyi anladığım, baba sevgisi ve hasreti kokan mektupları çocukluk aklıyla saklamayı düşünemediğim için, şimdi bir faydası olmasa da pişmanlık duyuyorum.
İşte bu duygularla dolu olduğum bugünde, tıpkı çocukluğumda olduğu gibi sana içimden geldiği gibi yine bir mektup yazmak istedim. Bu sefer bu mektubumu postayla değil, minnet ve şükranla dolu en içten dualarımla göndereceğim.
Babacığım, ikimizin ortak yönlerimizden birisi de, memleketimize ve sevdiklerimize hasret duyduğumuz gurbette geçen yıllarımız. Senin İstanbul ve Almanya’da geçen yaklaşık 22; benimse İzmir, İstanbul, Ankara, Bursa, Doğubayazıt, Kosova ve Diyarbakır derken geçen tam 26 yıl. Ben 10 yaşıma kadar seni yılda sadece bir ay izine geldiğinde görüyor ve su gibi akıp giden bu bir ayda bir yıllık özlemimizi gidermeye çalışıyorduk. Sen gurbette çalışmaya son verip memleketimize döndükten dört yıl sonra, bu kez de benim gurbet yolculuğum başladı ve bu sefer de öğrenciyken tatillerde, mesleğe başladıktan sonra da yıllık izinlerimde ve çalışmıyor idiysem bayram tatillerinde memlekete geldiğimde görüşebiliyor ve hasret giderebiliyorduk.
Çocuk yaşta okumak için gurbete çıkmış olsam da senin maddi manevi varlığını, desteğini, moda tabirle “koca bir çınar olarak gölgeni” her zaman dolu dolu hissettim. Öyle bir ulu çınarsın ki sen babacığım, sadece yaşarken bize gölge olup koruyup kollamakla kalmadın; haksız, hukuksuz, adaletsiz ve vicdansız bir şekilde mağduriyetler yaşatıldığımız son dört senedeki zor zamanlarımda da Allah’ın izni ve inayetiyle, maddi manevi mirasınla bana kol kanat gerdin, beni namerde muhtaç ve çaresiz bırakmadın. O yüzden bazı araçların arka camında yazan “Babam çınar ağacı gibidir, meyvesi olmasa da gölgesi yeter” yazısını, tüm gerçekliği ve doğruluğuyla hiç silinmeyecek bir şekilde sen benim yüreğime ve hayatıma kazıdın. Allah senden ebeden razı olsun.
Yirmi altı yıllık memleket hasretimi bu dört yılda Tekirdağ’ın neredeyse girmediğim, görmediğim caddesi ve sokağı kalmayana dek dolu dolu giderdim diyebilirim. Bir tek sana olan özlemimin boşluğu dolmuyor, o boşluğu da hatıralarımızla doldurmaya ve teselli bulmaya çalışıyorum.
“Babamla birlikte bu sokaktan geçip, onun çok sevdiği ve büyük emekler verdiği bağımıza gidiyorduk”. “Çocukken ilk defa Cuma namazını bu camide babamla birlikte kılmıştık”. “Babam bizi denize buraya getirirdi”. “İlkokulda basketbol takımında oynarken kapalı spor salonundaki maçlarımızda tribünlerdeki o kadar seyirci arasında babamı gördüğümde apayrı bir sevinç yaşardım ve daha bir motive olurdum”. “Babamla bu dükkandan üst baş alışverişi yapardık”. “Babam mahallemizdeki şu kahvehaneye takılırdı” gibi sana ait ve seninle olan tüm anılarla doldurmaya çalışıyorum bu boşluğu, olabildiği kadar işte.
Seni tanıyan, bilen, hukuku olan olmayan akraba, komşu, tanıdık her kim olursa olsun, sohbetimiz esnasında senin bahsin açıldığında, “Baban çok çalışkan adamdı, baban çok dürüst adamdı, baban mert adamdı, baban hak hukuk bilen adamdı” gibi benim zaten bildiğim, ancak başkalarından da duyduğum bu cümleler, seninle bir kez daha gurur ve onur duymama vesile oluyor.
Sevgili Peygamberimiz, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye (hayrı devam eden iyilik)¸ istifade edilen ilim¸ kendisine dua eden hayırlı evlat.” İnşallah ben de, bu hadiste buyrulduğu üzere, senin amel defterinin açık kalmasına vesile olan, sana dualar eden, iki cihanda senin yüzünü ak eden hayırlı bir evlat olurum. Kendi adıma duam, senin için de gayretim budur babacığım.
Mektubuma burada son verirken, Allah’ın sonsuz rahmeti ve merhameti üzerine olsun. Kabrin pür nur, makamın cennet olsun inşallah benim canım babacığım.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.