ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA
ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA
Bu dünyaya gelme amacımız ne bizim?
Hepimiz ortak bir amaç için uğraşmıyor muyuz,ya da uğraşmamız gerekmiyor mu?Bu insanların anlamsız çabaları,geçici hevesler için kendilerini yıpratmaları çok gülünç değil mi?Burası dünya ya burası bu kadar işte!Vakti gelince bu dünyadan ayrılıp gideceğiz.Daha anne karnında başlıyor ayrılıklarımız ve artarak devam ediyor.
İnsanlar evlerinden ayrılıyor,işlerinden,eşlerinden,yaşadıkları şehirlerden…Bir önceki yaşımızdan ayrılıyoruz,çok severek oynadığımız oyuncaklardan bile. Ayrılmadığımız bir şey yok kısacası.Hayatımızın bu kadar içindeyken bu ayrılık, biz neden her seferinde bu kadar yıpranıyoruz.Sürekli bir şeylere bağımlı ,sürekli bir şeylerin etkisi altında kalıp yaşamımıza devam ettiğimiz için mi bu denli yıkılıyoruz veda ederken.Gitmesi gerekenden kopamadığımız sürece hayatın karşımıza çıkardığı güzel şeyleri göremeyiz.Saçma sapan beklentilere girip gidenin dönmesini bekleriz,dualar ederiz,hayaller kurarız.Biz tüm bunları yaparken hayat usulca akar gider gözümüzün önünden,beklemez…Ona yetişmek yine bizim elimizde.Hayat bizden bir şeyler götürüyorsa bu onu verebilecek kadar gücümüzün olduğunu gösteriyordur. Hayattan da yeni şeyler bekliyorsak eğer, o gücü görmeliyiz kendimizde.Yıprandığımız,bizi yoran,üzerimizde olumsuz etkiler yaratan her şeyden doğru zamanda vazgeçmesini bilmeliyiz.Bu hayatta hiçbir şey vazgeçilmez değil.Hiç kimse kalıcı değil.
Sonuçta bu dünyadan geçip giderken geride sadece şu kalır:
Toprağa bir ağaç mı diktin yoksa oradan ağaç mı söktün?
Hak mı yedin,hak mı dağıttın?
Gönül mü kurdun,gönüller mi yıktın?
Bu kadar basit bir döngü için yapılanlar çok fazla.