DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 31°C
Az Bulutlu

ÖNYARGILARIMIZ

13.06.2021

ÖNYARGILARIMIZ
(ANKARA’DAN ÖTESİ – İSTANBUL’DAN SONRASI)
Daha önceki yazılarımda da vurguladığım üzere, gerek fert olarak, gerek toplum olarak, gerekse de millet olarak bizim en büyük meselelerimizden, dertlerimizden, acil şifa bekleyen hastalıklarımızdan bir tanesi de, hatta kanaatimce en önemlisi ve diğerlerinin de kaynağı “cehalet ve bağnazlık” tır. Bunun sebebi de okumayı, düşünmeyi, araştırmayı ve sorgulamayı sevmeyişimiz, hazır olanı (seyretmeyi, dinlemeyi) zahmetli olana (okumaya) tercih edişimizdir.
İster kişilere, ister topluluklara, isterse de şehirlere ve ülkelere karşı mevcut olan “ÖNYARGILARIMIZ” da işte bu cehalet ve bilgisizlik kaynaklı arızalardan bir tanesi. Bilip bilmeden, gidip görmeden, sadece duyduklarımızı doğru ve esas alarak ahkâm kesmeyi seviyoruz. Mesela, “filanca şehirden adam çıkmaz, filanca köyde, memlekette, ülkede yaşanmaz” gibi kesin hükümleri anında veririz. Bununla ilgili bizzat yaşadığım diyaloglardan, hatıralardan bir örnek vermek istiyorum.
Doksanlı yılların sonu, Ankara’daki öğrencilik yıllarımda sınıf arkadaşlarımla bir sohbet esnasında, memleketlerimizden, hemşehrilerimizin diğer şehirlere ve bölgelere karşı sahip oldukları bilgi ve önyargılardan konuşurken çok sevdiğim ve değer verdiğim Yozgat’lı bir arkadaşıma dedim ki:
“_Murat, en baştan söyleyeyim, bunu kesinlikle doğru bulmuyorum ve ben asla böyle düşünmüyorum ama bizim Trakya’da Ankara’dan ötesini Kürt olarak biliyorlar. Sen Tekirdağ’a gelsen, Yozgat’lıyım desen sana kesin Kürt derler” deyince, arkadaşım Murat’ın cevabı günümüzün moda tabiriyle “kapak” gibiydi.
“_Rakip, bizim oralarda da İstanbul’dan ötesini “gavur” biliyorlar.”
Bizim sınıf arkadaşlarımızla olan sohbetlerimizden bir tanesinde geçen bu diyaloğumuz o an bizi güldürse de, milletimizin diğer şehirler, bölgeler ve orada yaşayanlar hakkındaki cehaletinin ve önyargılarının trajikomik bir fotoğrafıydı aslında.
Sanki bu fani dünyaya gelirken bizlere “Nereli olmak istiyorsunuz, Tekirdağ’lı mı Diyarbakır’lı mı?” diye sorulup tercih kullanma hakkımız varmış ve biz de 1.tercihimizle memleketimizi seçerek bu dünyaya gelmişiz gibi diğer şehirlere, bölgelere ve orada yaşayanlara önyargıyla bakıyor, onlar hakkında yalan doğru bir sürü laflar ediyor, haddimiz olmayan hükümler veriyoruz.
Yüce Allah biz insanoğluna irade vermiş ki, iyiyi kötüden ayırt edelim, kendi yolumuzu, inancımızı irademiz ile seçelim, bu seçimin sonuçlarını yaşayalım diye. Bu irade ile birçok insan dini dahil hayatında bir sürü değişikliğe giderken, bir tek anasını babasını, milliyetini, memleketini seçme ve değiştirme hakkına sahip olamıyor. Hâl böyle iken bize ne oluyor ki, cehaletimiz ve önyargılarımızla hükümler veriyoruz.
İşte bu yüzden cehalet ve önyargı hastalığımızdan bir an önce kurtulmalıyız. Bundan kurtulmanın tek ve en etkili yolu da “okumak, okumak, okumak.” Çünkü insan bilmediğinin ve tanımadığının düşmanıdır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.