NEMİ OLUYOR? DÜNYA DÜZENİ DEĞİŞİYOR.
NEMİ OLUYOR? DÜNYA DÜZENİ DEĞİŞİYOR.
Ne mi oluyor? Aslında uzun zamandır olan bitenin adını koymakta zorlanıyoruz. Her gün yeni savaş haberi, yeni ekonomik kriz, yeni bir diplomatik gerilim, yeni bir ticaret kavgası, yeni bir teknoloji hamlesi ve yeni bir güç mücadelesiyle karşılaşıyoruz. Bir bakıyoruz petrol fiyatları konuşuluyor. (Ben hep elli liralık alıyorum, diyen vatandaşı da yazmadan geçmeyelim.) Acaba hep elli liralık almaya devam ediyor mu? Bir bakıyoruz savaş ihtimali, başka bir gün gümrük vergileri, başka bir gün yapay zeka, başka bir gün ülkelerin birbirinden kopması…
Bütün bunlar birbirinden bağımsız olaylar gibi görünüyor. Oysa değil. Dünyanın eski düzeni çatırdıyor. İkinci dünya savaşı sonrasında şekillenen, soğuk savaş sonrasında amerika birleşik devletlerinin üstünlüğü etrafında yeniden biçimlenen küresel sistem artık eski haliyle işlemiyor. Bunun yerine henüz tam olarak adı konmamış, kuralları netleşmemiş, güç merkezleri çoğalmış yeni bir dünya düzeni ortaya çıkıyor. Ve bu değişimin ortasında yalnızca devletler değil, sıradan insanlar da var.
Marketteki fiyatlardan, enerji faturalarından, cep telefonundan otomobile, işinden çocuğunun geleceğine kadar herkes bu değişimin sonuçlarını hissediyor. Bugün dünyada yaşananları yalnızca “savaşlar arttı” diyerek açıklamak mümkün değil. Asıl mesele çok daha büyük. Dünya yeniden paylaşım sürecinden geçiyor.
Eski dünya neden neden yetmiyor? Bir dönem dünya siyasi, ekonomik ve askeri gücün merkezinde amerika vardı. Avrupa ülkeleri amerika’nın güvenlik şemsiyesi altında hareket ediyor, küresel ticaret büyük ölçüde batı merkezli kurumlar üzerinden yürüyordu. Dolar uluslararası sistemin en önemli para birimi olmayı sürdürüyordu. Nato, batının güvenlik mimarisinin temelini oluşturuyordu. Dünya ekonomisinde küreselleşme hızlanıyor, üretim faklı ülkelere dağılıyor, “sınırlar kalkıyor” deniliyordu.
Fakat son yıllarda bu anlayış ciddi biçimde sarsıldı. Çin ekonomik ve teknolojik gücünü büyüttü, iyide oldu. Rusya askeri ve enerji gücünü kullanarak kendi nüfuz alanını korumaya çalışıyor. Hindistan dünya siyasetinde daha bağımsız bir aktör olarak yükseliyor. Körfez ülkeleri ekonomik güçlerin siyasi etkiye dönüştürüyor. Türkiye gibi orta büyüklükte ki ülkeler ise büyük güçler arasındaki rekabetten kendi alanlarını genişletmeye çalışıyor. Dolaysıyla artık tek bir merkezin emir verdiği, diğerlerinin yalnızca onu takip ettiği bir dünya yok.
Birden fazla güç merkezi oluşuyor. Birleşmiş milletler genel sekreteri antonio guterres’in son dönemde yaptığı değerlendirmelerde büyük güçlerin kendi iradelerini eskisi kadar kolay dayatamadığı ve daha parçalı bir dünyanın ortaya çıktığı vurgulanıyor. Ancak bu çok kutupluluğunun işbirliği yerine çatışmaya dönüşmesi halinde büyük riskler doğabileceği uyarısı da yapılıyor. amarika’nın gücü bitiyor mu? Bunu söylemek doğru olmaz. amerika hala dünyanın en güçlü askeri, teknolojik ve finansal sisteminin merkezinde. amerikan teknoloji şirketlerinin yapay zekada ki ağırlığı son derece büyük. Üniversiteleri, şirketleri, askeri kapasitesi ve finansal piyasaları hala olağanüstü geçerli.
Fakat mesele amerika’nın bir gecede güç kaybetmesi değil. Mesele amerika’nın eskisi kadar rahat hareket edemediği bir dünyaya girilmiş olmasıdır. Çünkü karşısında artık yalnızca tek bir ülke yok. Çin var. Rusya var. Hindistan var. Körfez ülkeleri var. Avrupa’nın kendi stratejik arayışları var. Ve dünyanın farklı bölgelerinde amerika’nın politikalarına mesafeli duran çok sayıda ülke var. Bu nedenle amerika açısından dünya eskisi kadar kolay yönetilebilir değil.
Ve Türkiye’nin de bu yeni dünyanın seyircisi olma lüksü yok. Çünkü dünya değişirken yerinde duran ülkeler, başkalarının yazdığı tarihin yalnızca dipnotu olur. Kendi geleceğini yazmak isteyen ülkeler ise önce dünyada ki değişimi doğru okumak zorundadır. Bugün sormamız gereken soru yalnızca, “Dünya nereye gidiyor?” değildir. Asıl soru şudur; “Dünya değişirken Türkiye kendisine nasıl bir yer açacak?”