DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 23°C
Parçalı Bulutlu

ELMA ŞEKERİ

11.04.2022

ELMA ŞEKERİ

Yedi yaşlarında bir çocuk. Elinde uzun bir çıtaya dizilmiş yedi elma.
Çocuk aslında elma satıyor ama yüzü hüzün ve keder pazarı. Acılar
bedava.
Diğer okul çocukları, bu biblo gibi güzel çocuğun yüzüne bakmıyor
bile. Hatta onu hiç görmüyorlar. Belki de benim bilinçaltıma yıllar
önce hapsettiğim çocuk, buğulu gözlük camlarıma bir ışık oyunu veya
kuantum sihirbazlığıyla yerleşip oyun oynuyor bana.
Ey çocuk! Benimle oyun mu oynuyorsun? Yoksa sen gerçeksin de
kader denilen sürtük seninle kötü bir oyun mu oynuyor? Yanıma
çağırıp bir elma şekeri alıyorum. Bu hayatımda yediğim ilk elma
şekeri olacak belki de. Yalnız şunu merak ediyorum. Bu güzel insan
evladının çocukluğunu kim yedi?
Birçoğumuz küçük yaşlarda kaderin kötü arkadaşı hayatın çirkef
kollarına atıldı. ‘Yağ satarım bal satarım’ oyunu yerine elindeki
tezgahla bir şeyler sattı. Evcilik oynayıp oyun gereği anne baba olacak
iken küçük yaşta anne ve babaların sorumluluğunu üstlendi. Erken
büyüdü. Öyle çabuk büyüdü ki; bu çocuklar Ayşeler, Ömerler,
Mustafalar ve daha niceleri gibi üzerlerine ağır kapaklar kapatılarak
derin kuyulara bırakıldılar. Ya da kalın zincirlerle mahzenlere
kilitlendiler. Kimisi kocaman bir adam, kimisi güçlü bir kadın oldu.
Ahtapot gibi güçlü kollarıyla sarıp sarmadılar herkesi, Sanki
zamanında sarılmak, kucaklanmak isteyen onlar değilmiş gibi.
Bazıları en zifiri geceyi seçerek bataklıktaki kurbağalar ile muhabbet
etti. Öyle ya bu riyakar dünyanın gösterişli ve yapmacık yüzlerinin ne
yararı olurdu onlara? Kurbağalar deyip de geçmeyin. Bir çoğumuz
‘kelebek’ olduğunu düşünsek de baharın gerçek müjdecileri her zaman
kurbağalardır.
Haydi sök artık ey çocuk, babaannen yerine kaderin sana giydirdiği
örgüyü ilmek ilmek.

Haydi kır artık ey çocuk o zinciri. aç kör kuyunun kapağını, dört
mevsim hüzün çökmesin gözlerine. Sadece Eylül zamanı gelirse
gelsin hüzün… Ömür dediğimiz dört mevsimlik bir süreçtir.
Çocukluğunu yaşayamayanlar kendi yüreğine kulak versin. O çocuk
hala orada tutuklu ve sizden hala umudunu kesmedi.
Salın şimdi içinizdeki çocuğu dışarı. Bildiğince ve özgürce oynasın.
Sen hey Elma Şekeri satan çocuk!
Gel birlikte saklambaç oynayalım.
Elma dersem çık,
armut dersem yine çık…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.