DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 24°C
Parçalı Bulutlu

DİLSİZ ŞEYTAN OLMAMAK İÇİN

25.01.2021

DİLSİZ ŞEYTAN OLMAMAK İÇİN
Dilsiz şeytan olmamak için, öncelikle “dilsiz şeytan” tabirinin ne anlama geldiğini ve bu tanımlamanın
kim tarafından yapıldığını bilmek gerekiyor.
Peygamber Efendimizin (S.A.V.), “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hadisi, kim(ler)in hangi
durum ve şartlarda bu sıfata layık olduğunu en açık bir şekilde ifade etmektedir.
Dördüncü halifemiz Hz. Ali (r.a.), “Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de
kaybedersiniz” derken şerefli bir insanın takınması gereken tavrı tarif etmiştir.
Yine, bu konuda Hz. Hüseyin’e atfedilen bir söz daha vardır. “En büyük cihad, zalimin karşısına çıkıp;
sen ‘haksızsın’ demektir.”
Dilsiz şeytan olmamak için, dinimiz İslam’ın esas ve en birinci kaynağı kutsal kitabımız Kur’an bu
konuda ne diyor, bir de ona bakalım:
“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Nisa, 58. “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar
Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru
şahitlik etmez ), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız ( biliniz ki ) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”
Nisa, 135. “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden klimseler olun. Herhangi bir
topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha
uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. ” Maide,8. İlk emri “OKU” olan kutsal kitabımızı şayet okuma ve anlamaya çalışma zahmetinde bulunabilirsek, yukarıda sadece birkaç örneğini verdiğimiz daha birçok ayette, çarpıcı, açık ve net bir şekilde, hayatın her alanında haksızlığa, zalime ve zulme karşı durmamızı, daima hakkı ve doğruyu söylememizi, “adaleti, adil ve adaletli olmayı, haksızlık karşısında susmamayı temel ölçü almamızı emrettiğini görürüz. Öyle ki, daha da detaylandırarak örneklendirirsek, bırakın partimizi, liderimizi, cemaatimizi, hocamızı, müdürümüzü, başkanımızı, haksızlığı BABAMIZ bile yapsa, şiddetle karşı durmamızı istiyor.
Peki, bizler, özellikle yaşadığımız bu dönemde, dünyanın neresinde olursa olsun, hangi milletten,
topluluktan, dinden, mezhepten, vs. olursa olsun, yaşanılan ve yaşatılan haksızlıklara, adaletsizliklere,
zulümlere karşı durabiliyor, haksızlık karşısında susmama adına meşru ve medeni bir şekilde tepkimizi
ortaya koyabiliyor muyuz?
Yoksa, bilhassa ülkemizde örneklerini çokça gördüğümüz üzere, sadece kendi siyasi ve ideolojik
düşüncemizden veya partimizden olanlara, sadece kendi cemaatimizden olanlara, sadece kendi dini
inanış ve mezhebimizden olanlara bir haksızlık, bir adaletsizlik yapıldığını düşündüğümüzde mi
susmaktan vazgeçiyor, sesimizi yükseltiyor ve tepki veriyoruz?
Sadece moda tabirle “kendi mahallemize” karşı yapılan haksızlıklara, adaletsizliklere oldukça duyarlı
ve tepkili, kendi mahallemiz dışında kalan diğerlerine karşı “onlar zaten hak etmişlerdi, ateş olmayan
yerden duman tütmez, durup dururken niye gelip kimse bana bir şey yapmıyor” gibi dilsiz şeytan
olmanın mazeret kılıfı olan fabrikasyon cümleler ile vicdanımızı rahatlatmayı mı tercih ediyoruz?
Bırakınız haksızlık karşısında susmayı, kendi çıkarı, makam, para ve istikbali için en bariz yanlışı ve
haksızlığı görmeyen, hatta onu meşrulaştıran, güç ve kuvvet sahipleri karşısında eğilip bükülen, kırk takla atan, sadece rakiplerinin ve karşıtlarının yanlışını gören, karşısındaki siyasi rakibinin toplu iğnesi kadar yanlışını bile gördüğü halde, kendi tarafının dev kazığını dahi görmeyen, görmezden gelen, yalnız kendine demokrat, kendine adalet ve kendine olduğunda haksızlığa karşı koyan, atacağı her adımda menfaatini düşünen, yarının endişesiyle zulme karşı sessiz duran ve sürekli kıvıran, renksiz, karaktersiz ve kişiliksiz bir Müslüman tipiyle karşı karşıya bulunmaktayız ne yazık ki. Müslüman olduktan sonra Yusuf İslam adını alan ünlü İngiliz müzisyen Cat Stevens’ın “Müslümanları görseydim Müslüman olmazdım. İyi ki İslamı Kuran’dan öğrenmişim” ifadesi bu gerçeği bir şamar gibi yüzümüze vuruyor.
Bu konuda yazılacak, söylenecek çok şey var ama genelleme yaparak ifade edersek; okuma, düşünme, muhasebe ve murakabe yapma gibi kötü alışkanlıkları(!) olmayan (olanlar için sözüm
meclisten dışarı tabii ki) toplumumuz için bu kadarıyla derdimi anlatabildiğimi sanıyorum.
Yukarıdaki soruları en başta kendime soruyorum elbette ve bu yazıyı okuduğunda arzu edip de
kendilerine sorulmuş gibi hissedenler de kendi vicdan aynalarında bu soruların cevabını kendileri
versinler arzusundayım.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.