DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 2°C
Çok Bulutlu

ÇİN TUZU

16.11.2019

 

Çin tuzu, Japonya’da kambu adı verilen bitkinin suyu çıkarılması ve kristallendirerek ortaya çıkmıştır. Çin ve Japon mutfaklarında lezzet arttırıcı olarak kullanılan monosodyum glutamat yani Çin tuzu Türk mutfağında da sıklıkla kullanılıyor.

Günümüzde özellikle çocuklarda giderek artan obezite, metabolik sendrom, tip 2 diyabet, otizm, hiperaktiflik ve dikkat bozukluğu gibi hastalıkların beslenmeyle ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Yaşam koşulları bizi daha çok ambalajlanmış hazır besinlere yönlendirmektedir. Bununla birlikte yetersiz eğitim düzeyi ile etiket okumayı bilmeme, besinlere eklenen maddeler hakkında bilgi eksikliği nedeniyle kalitesiz ve sağlığı bozan besinler tüketilmektedir. Özellikle televizyonlardan yapılan reklamlar da çocukların besin tüketim alışkanlıklarını bu yönde etkilemektedir. Göze hoş gelen, iştah açıcı paketlerdeki bazı maddeler zamanla vücutta birikerek olumsuz etkilere yol açabilmektedir.

Monosodyum glutamat (çin tuzu) aynı zamanda tat alma duyumuzu etkilemektedir. Tükürük salgısını arttırarak gıdanın lezzet özelliklerini güçlendirmekte, daha sık ve hızlı yeme isteği uyandırmaktadır. Ağzımıza attığımız ilk yemekle birlikte tat alma duyusu harekete geçerek, beyne ilk sinyalini göndermektedir. Bu ilk sinyalle birlikte tadı oluşturan madde ağzımızda kaldığı sürece (yuttuktan sonrada tat ağzımızda bir süre daha kalır) sinyallerin seviyesine karşı duyarlılık hızla düşmeye başlamaktadır. Bu nedenle bazen yediğimiz çok tatlı bir yiyecekten sonra alınan gıda (örn. içilen çay) bize şekersizmiş gibi gelmektedir.

Bizler farkında olmasak dahi yemek yerken bile aynı olay gerçekleşmektedir. Yediğimiz aynı yemekte bile ilk lokma ile son lokma arasında bir tat azalması olmaktadır.

Monosodyum glutamat içeren gıdalar yediğimizde ise, tat alma duyumuz daha fazla hassaslaşmakta ve bu nedenle MSG’li gıdalar daha fazla tüketilmektedir. MSG’li yiyeceklerden sonra alınan normal besinlerde tat alma duyarlılığımız azaltmaktadır. Yapılan araştırmalarda, çocukların ve gençlerin yedikleri hazır gıda maddelerden sonra (örn. cipsler, gofretler, kekler, meyveli yoğurtlar) diğer besleyici besinleri tat alamadıkları gerekçesiyle yemedikleri gözlemlenmiştir.

Fazla miktarda glutamat tüketimini, aşırı beyin reseptör hücre aktivasyonuna, dolayısı ile hücre ölümlerine neden olmaktadır.

Yüksek miktardaki glutamat; alzheimer, parkinson, epilepsi gibi sinir dejenerasyonu hastalıklarında rol oynayabilmektedir. Gıdalarla alınan glutamatların bu hastalıklardaki payı henüz tartışılmaktadır. Ancak tartışılıyor olması dahi sağlığımız açısından bu katkı maddesinden uzak durmamızı gerektirmelidir. Özellikle çocuk gıdalarında asla kullanılmamalıdır.

Bağırsaklarımızın ikinci beyin olduğunun kanıtlandığı günlerde, bu bileşiklerin neden olduğu ‘hasarlı bağırsak duvarı’, çocuklarda otizm, hiperaktivite, dikkat dağınıklığı gibi birçok gelişimsel bozukluklara neden olabilmektedir.

Henüz kanıtlanmamakla birlikte çocukluk çağı alerjileri, baş ağrısı, görme bozuklukları gibi birçok rahatsızlıkta, paketlenmiş gıdalarda bulunan katkı maddelerinin etkisi olduğu bildirilmektedir. Bu nedenlerle; özellikle gelişim çağındaki çocuklarımızı, mümkün olduğunca paketli gıdalardan uzak tutmamız gerekmektedir.

Bebeklik döneminde hazır meyve-sebze püreleri yerine, ev yapımlarını tercih etmeliyiz. Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarımıza paketli kek, kurabiye yerine evde yaptığımız alternatifleri sunmak, yoğurt kefir gibi besinleri ev yapımı tercih etmek, olası rahatsızlıklara karşı önlem almamızı sağlayacaktır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.