KUL PEYGAMBER
Kul Peygamber
Söze rahman ve rahim olan Allahın adıyla başlarken Ona sonsuz hamdü senalar yüce peygamberimize ve ehlibeytinede salatü selam olsun İki cihan serveri Muhammed Mustafa Efendimiz, bir hasır üzerinde Hz. Ömer ile birlikte oturmuş sohbet ederlerken Hz. Ömer, “Ya Resûlullah! Bak krallar lüks saraylarda yaşarken sen hurma liflerinden yapılmış hasırlar üzerinde uzanmışsın, bu sana layık mı?” deyince Yüce Peygamber Efendimiz, “Ya Ömer! Varsın onlar saraylarda, konaklarda yaşasınlar. Onlar hayatı dünya hayatından ibaret sanırlar. Onlar krallar, ben kul peygamberim. Varsın dünya onların olsun, ahiret bizimdir” diye karşılık verip, “Rabbim bana yeryüzü hazinelerinin anahtarlarını sundu ama ben kulluğu tercih ettim. Ashabım ‘Ya Resûlullah, dua et te şu dağlar altın olsun’ dediklerinde dua etseydim hepsi altın olurdu ama ben dünyaya değer vermem” der.
Daha doğduğunda peygamberim olarak dedesi Abdulmuttalip, herkes tarafından övülsün diye “Muhammed” adını vermiştir. Doğarken sünnetli ve arkası, sırtı Nübüvvet Mührü ile mühürlü olarak doğmuştur. Örf, adet gereği olarak sütanneye verilmiştir. Arkadaşlarıyla koyun otlatırken iki kişi tarafından tutulup kalp ameliyatı yapılmıştır. Kalbi çıkarılıp iman, hikmet nuruyla yıkanmış; şeytanın hissesi olan kısım kalpten çıkarılır, hikmet nuruyla doldurulup zemzemle kalbi yıkanıp yerine yerleştirilir. Daha sonraları olay esnasında etraftaki arkadaşları olayı gördüklerini, kalpteki dikiş yerlerini Resûlullah’ın göğsünde gördüklerini ifade etmişlerdir (A. Hanbel 24/838-40). Aynı olay Miraç öncesinde de yaşanmıştır. Peygamberin kalbinin yarılması olayı İnşirah Suresi’nde “Senin kalbini yarımadık mı?” ifadesiyle beyan edilirken; aynı surede “Senin ismini yücelttik” ayeti, Resûlullah’ın Allah katında ne kadar kıymetli olduğunun ayrıca vurgulanmaktadır.
Yine Resûlullah, sahabeler ile sohbet ederken “Ben Mekke sokaklarında gezerken taşlar ‘Esselamü aleyke ya Resûlullah’ diye seslendiklerini” sahabelere anlatmıştır. Bir gün bir bedevinin biri gelip “Senin peygamber olduğunu söylüyorsun, bunu bana ispatlar mısın?” deyince, yanlarında bulunan ağaca seslenip “Ey ağaç! Buraya gelip benim kim olduğumu söyler misin?” deyince ağaç, “Ya Resûlullah! Sen Allah’ın elçisisin” deyince, “Ey ağaç, yerine dön” deyince ağaç kökleriyle birlikte yerine döner. Peygamberler kendilerini mucizeler göstererek kendini ispatlamıştır. Mucizeleri yaratan Allah’tır. Peygamberler Allah’ın yaratması, dilemesiyle mucizeler göstermiştir. Peygamberin en büyük mucizesi Kur’an-ı Kerim’dir. Ondan sonra önemli mucizesi de İsra olayıdır. Ayın yarılması (şakkul kamer olayı), ellerinden su akması, bir Ebû Hureyre ifadesiyle bir tas sütle birçok kişinin bu sütte içmesi gibi birçok mucizeleri vardır.
Peygamberlerin kendilerine özel üstünlükleri olduğu gibi Resûlullah’ın hepsinden ayrı özellikleri vardır ki; bir kavmin peygamberi olmayıp bütün insanların peygamberidir. Kıyamet günü sadece Peygamberimize şefaat yetkisi verilmiştir. Ayrıca peygamberler zincirinin son halkasıdır. Resûlullah Uhud Savaşı’nda dişinden yaralanınca Hz. Cebrail son hızıyla gelip kanının yere düşmesini önlemiştir. Bu olay da Resûlullah’ın kıymet ve değerini ortaya koymaktadır. Resûlullah insanlara karşı o kadar şefkatlidir ki Taif seferinde şiddet karşısında kalınca Hz. Cebrail hemen gelip “Ya Resûlullah, emret Taif’i yerle bir edeyim” deyince Resûlullah öfkelenmeyip “Ey Cebrail, Rabbime söyle, onların arasından gelecekte Müslümanlar çıkabilir” diye şefkat göstermiştir.
Resûlullah ümmetine çok düşkün, onların kurtuluşu için her yerde dua etmiştir. Tevbe Suresi’nin 128. ayetinde Resûlullah’ın ümmetine tasalar, kaygılar ulaştığında kendisinin sıkıntıya düştüğü belirtilmektedir.
Rabbim, Resûlullah’ın sünneti üzere yaşamayı nasip etsin, Onun şefaatine ermeye nasip etsin.