SİYASETÇİLER NEDEN GEÇ GELİRLER?
SİYASETÇİLER NEDEN GEÇ GELİRLER?
Siyaset sahnesinde zaman, yalnızca bir ölçü birimi değildir, aynı zamanda bir güç gösterisidir. Toplantılara, açılışlara, mitinglere ya da televizyon programlarına geç gelen siyasetçiler, çoğu zaman yalnızca fiziksel olarak değil, sembolik olarak da geç kalmışlık üretirler. Peki bu gecikmeler gerçekten basit birer aksaklık mı, yoksa bilinçli bir stratejinin parçası mı?
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir. Siyaset, planlanmış kaosun sanatıdır. Bir siyasetçinin programı, dışarıdan bakıldığında ne kadar düzenli görünse de içeride sürekli değişen dengelerle şekillenir. Aynı gün içinde birden fazla görüşme,kriz toplantısı, ani gelişmeler ve protokol zorunlulukları, zamanın esnemesine neden olur. Bu açıdan bakıldığında, gecikmelerin bir kısmı gerçekten zorunludur.
Ancak mesele yalnızca bu değildir. Gecikmenin bir diğer boyutu, gücün teatral kullanımıdır. Teatral: “Tiyatro ile ilgili, tiyatroya özgü veya bir sahne gösterisini andıran anlamına gelir.” Siyasetçi ne kadar önemliyse, bekleyen kitle de o kadar sabırlı olmak zorundadır. Bu durum, farkında olunsun ya da olunmasın, bir hiyerarşi yaratır. Bekleyenler ve bekletenler. Geç gelen siyasetçi, çoğu zaman sahneye çıktığında yalnızca konuşma yapmaz; aynı zamanda ben geldim şimdi başlıyoruz mesajı verir. Buda siyasetin görünmeyen ritüellerinden biridir.
Bir başka neden ise organizasyon zafiyetleridir. Özellikle kalabalık programlarda koordinasyon eksikliği, ulaşım problemleri, güvenlik önlemleri ve protokol karmaşası ciddi gecikmelere yol açabilir. Türkiye gibi büyük ve yoğun şehirlerde trafik de bu gecikmelerin klasik gerekçelerinden biridir. Ancak ilginç olan, bu gerekçelerin çoğu zaman sıradan vatandaş için kabul edilemezken, siyasetçiler için normal karşılanmasıdır.
Burada kültürel bir boyut da devreye girer. Toplum olarak zamana bakışımız, dakiklikten çok esnekliğe dayanır. Birazdan geliyorum, ifadesi çoğu zaman kesin bir zaman dilimini değil, niyeti ifade eder. Siyasetçiler de bu kültürel zeminin üzerinde hareket ederler. Bu yüzden gecikmeler yalnızca bireysel değil, toplumsal değil bir alışkanlığın da yansımasıdır.
Fakat bu durumun bir bedeli vardır. Sürekli geç kalan siyasetçi, zamanla güvenilirliğini zedeler. Dakiklik, yalnızca bireysel bir erdem değil, aynı zamanda kamuya duyulan saygının göstergesidir. Bekletilen her insan, değersizleştirildiğini hisseder. Bu da siyaset ile toplum arasında ki mesafeyi büyütür. Küçük gibi görünen bu alışkanlık, aslında büyük bir güven krizinin tohumlarını taşır.
Sonuçta, siyasetçilerin geç kalması tek bir nedene indirgenemez. Zorunluluklar, alışkanlıklar, stratejiler ve ihmaller iç içe geçmiştir. Ancak hangi gerekçeyle olursa olsun, zamanın değeri herkes için eşittir. Siyasetçinin zamanı kıymetliyse, vatandaşın zamanı da en az onun kadar kıymetlidir. Belki de asıl soru şudur: Siyasetçiler neden geç geliyor değil, toplumun neden bu kadar uzun süre beklemeye razı oluyor?