19 Temmuz 2026, 11:16:30
Dolar 47,1623
Euro 53,9803
Altın 6.093,03
BİST 13.981,05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 30°C
Açık
Tekirdağ
30°C
Açık
Cts 30°C
Paz 29°C
Pts 29°C
Sal 30°C

BAKAN KÖRLER

Bakan Körler

Bugün kahvemi yudumlarken yine geldi benimkiler arada geliyorlar iyi ki geliyorlar ya gelmeseler nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum.

Hepimizde olmuyor mu arada temizlik yaparken yada ütü yaparken bitiverirler yanımızda yıllar öncesinin olanları belki o an saygı sevgiden aldığımız aile terbiyesinden

aman nasıl gelinmiş, kızmış, evlatmış, eşmiş dememeleri söz etmemeleri için susmuşuz atmışız o sokaktaki çöp konteyneri gibi içimize bazen çöp doluyor etrafa dağılıyor yıllarca bizim içimizdeki biriktirdiklerimizde dolup taşıyor. Sonra

yaş ilerleyince vücut alarm vermeye başlıyor.

Kalp, tansiyon, şeker, göz, kulak derken yakını uzağı seçememek, bazı sesleri kaçırmak bazen hee diyen tekrar cümleleri hele de o söylenlere uydurmalar bazen gülüyor çocuklar, torunlar o sözlere.

Eskiden heyecandan çarpan kalp, şimdi sebepsiz yoruluyor.

Elinde bir kâğıt, alacak listesi gibi sıralıyorsun: göz doktoru, kulak doktoru, kardiyoloji randevusu. İhmal edilenler, ertelenenler.

Sonra kahveni yudumlarken durup düşünüyorsun; dünü, bugünü ve varsa yarınlarını…

Gerçekten de hayat bir film şeridi gibi akıp geçiyor insanın gözünün önünden günler önce buldum o eski fotoğraf makinesinde kullandığımız o film şeridini.İşte dedim hayatta böyle.

Kendi kendine soruyorsun:

Benim gözümde miyop mu var, hipermetrop mu?

Peki ya hayatımdaki insanlar, beni göremeyenler miyoptu da yakını seçemediler, hipermetroptu da uzağı fark edemediler, yoksa astigmat gibi her şeyi bulanık mı gördüler?

Benim kulağım şimdi az işitiyor belki.

Ama onların yüreği hiç mi duymadı beni?

Kalp sadece kan pompalayan bir organ mıydı gerçekten?

Yumruk büyüklüğünde, kemiği olmayan bir et parçası nasıl olur da yıllarca kırılır?

Ve neden kırıldığında “kalbim” değil de “yüreğim” derip durduk biz insanlar?

Derler ki insan en çok kendi evinde anlaşılmaz. Aynı masada oturduğun, çocukluğunu bilen insanların yanında bile anlatamadığın bir tarafın kalır.O kırk yıl aynı yastığa baş koyduğun eşinde bile.Aa çok iyi biridir evin araban malın mülkün var denir de neyin eksik denmez ve eşin için iyi bir eşsindir ya evine bağlı çalışkan dürüst bir adam, ya saçını süpürge etmiş bir kadın. Sevmek vardır birde ama anlamak eksik kalır. Herkes hayata kendi penceresinden bakar; kendi korkularıyla, kendi yaralarıyla. Bazen bencillik merkezli ben olarak bakar onlar çünkü sen yanlarında sadece biyolojik insansındır.

“Anlaşılmamak, çoğu zaman derinliğin kaderidir.”der durursun Kierkegaard’ın dediği gibi.

Sessizliğini normal görürler.

Yorgunluğunu fark etmezler bile.

Sarılma ihtiyacını gereksiz sayarlar; “Sen güçlüsün, ne gerek var” derler.

Oysa insan en çok güçlü göründüğü yerde yorulur. İçten içe birikir susuşların, görmezden gelinişlerin…

Ve bir gün sadece “duy beni” dersin.

Hani kulağı duymayana biraz daha yüksek sesle söylersin ya…

Bu kez seni duymak yerine “neden bağırıyorsun?” derler.

O an anlarsın; mesele sesinin yüksekliği değil, kimsenin gerçekten duymaya niyetinin olmamasıdır. Aklına gelir

Carl Jung’un sözü “Görülmeyen insan, zamanla kendine yabancılaşır.”

Sonra yavaş yavaş içine taşınırsın. Kalabalıkların içinde kendiyle oturmayı öğrenirsin. Haklı çıkmak değil, sadece görülmek istediğini fark edersin.

Çünkü insanı en çok yoran, anlaşılmamak değil; anlaşılmaya değer görülmemektir. Ve yine o sözlerde teselli bulursun

Albert Camus’nün dediği gibi: “İnsan, anlaşılmadığını fark ettiği anda gerçekten yalnız kalır.”

Ama zamanla başka bir şey öğrenirsin:

Herkes seni görmek zorunda değildir.

Ama sen kendini görmezden gelirsen.

Ve belki de en büyük iyileşme, başkalarından beklediğin şefkati kendine gösterebildiğin anda başlar.

İnsan ancak kendi iç dünyasında tamamen anlaşılır. Dün fırına giderken gördüğüm erik ağacı onca soğuk havaya rağmen direniyorsa çiçek açmaya, insanında en sessiz ama en güçlü gerçeğinin farkına varırsın. Yapışık ikizler doğar bazen ve onları ayırmak için yapılan ameliyatlar peki biz bencilliğimizi ayirabildik mi eş, dost, akraba, arkadaş, ebeveyn olarak bir birey olarak gördük mü karşımızdakini.

Herkes bakabilir ama herkes göremez.

Şimdi yanımızdan beyaz bastonuyla geçenler mi kör yoksa

Gönül gözü kapalı olan

Bakan Körler mi

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.