DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 24°C
Gök Gürültülü

HÜDAPAR:”TÜRKİYE, HALKINA EN AZ YARDIM EDEN ÜLKELER ARASINDADIR”

HÜDAPAR:”TÜRKİYE, HALKINA EN AZ YARDIM EDEN ÜLKELER ARASINDADIR”
07.05.2021

TÜRKİYE, HALKINA EN AZ YARDIM EDEN ÜLKELER ARASINDADIR

IMF’nin yayımladığı ve dünya çapındaki ülkelerin pandemi destek oranlarını gösteren rapora göre Türkiye, halka yönelik destek harcamaları sıralamasında %1,5 oranla en düşük bantta yer almaktadır. Türkiye’nin yapmış olduğu destek harcamalarının büyük çoğunluğunun şirketlere yönelik olduğu görülmekte ve az gelişmiş ülkelerden dahi daha vahim bir tablo içerisinde yer almaktadır. Pandemi sürecinin dünyadaki ekonomik dengelerini sarstığı bir vakıadır. Bu felaketin en az zararla atlatılması, devletin müşfik elinin halka uzanmasıyla mümkündür. İşyerlerinin kapandığı, pek çok işletmenin iflasa sürüklendiği, esnafın borçlar altında ezildiği, insanların işsiz kaldığı bir süreçte devlet sembolik rakamlarla değil kalıcı çözümlerle vatandaşının yanında olmalıdır.

Şirketlerin varlıklarını sürdürmeleri elbette önemlidir. Fakat devasa bütçeli yapılara endekslenmiş bir devlet, sosyal devlet ilkesini yitirecektir. Adil bir şekilde ve daha çok esnafı, işsizleri, işini kaybeden veya zorunlu izne çıkarılan işçileri ve küçük işletmeleri de gündemine alacak bir ekonomik destek paketi, tek çıkış yoludur. Normal süreçlerde dahi başta vergi olmak üzere her türlü imtiyazdan yararlandırılan büyük şirketlerin önemli bir kısmı, bu süreçte de faaliyetlerini aksatmadan sürdürmüş ve zenginliğini katlamıştır. Küçük ölçekli işletmeler ve esnaf ise birden fazla darbeye maruz kalmıştır. Pandemi süreci, zenginin zenginliğini katladığı yoksulun ise yoksulluğunu pekiştirdiği bir sürece dönüşmemelidir. Herkes elini taşın altına koymalı, sorumlu davranarak iyi günün karşılığını memlekete ödemelidir.

EMNİYET GENELGESİ HUKUK DEVLETİ İLKESİNE ZARAR VERECEKTİR.

EGM’nin 27 Nisan’da yayımladığı bir genelge ile kolluk personelinin “görevlerini ifa ederken” ses ve görüntü alınmasına tevessül edenlerin engellenmesi ve şartlar oluştuğunda adli işlem yapmaları gerektiği belirtilmiştir. Genelge bu hususu özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin gizliliği kapsamında değerlendirmektedir. Hukuka aykırı olan bu genelge toplumsal huzura katkı yapmayacaktır. Temel hak ve hürriyetlerin korunması için çıkarılmış kanunları ve bunların uygulanmasını takip eden kurumların/kişilerin çalışmalarını, suç ve suçluyla mücadelede kolluk güçlerine ayakbağı olarak görenler tarafından hukukun ve insan haklarının daha fazla çiğnenmesine uygun bir zemin oluşturacaktır. Bu durumda hem sosyal barış hem vatandaşlar hem kolluğa güven ve hem de hükümet zararlı çıkacaktır.

Geçmişte birçok insan hakkı ihlali kayıt altına alınamadığı için ispat edilememiştir. Acıdır ki günümüz Türkiye’sinde birçok suiistimal medyaya yansıyabildiği oranda suçlular cezalandırılabilmektedir. Söz konusu genelge de, insan hakkı ihlallerini yaygınlaştırabileceği gibi vatandaşı keyfilik ve ihlallere karşı savunmasız bırakacaktır. İnsan hakları denetimi yapan kurumların da eli zayıflayacaktır. Bu durum kendisini hukukla bağlı görmeyen bir kısım görevliye alan açacak ve suiistimaller artacaktır. Vatandaşların hürriyetlerini korumak, güvenliğini sağlamak ve suçla mücadele ile görevli olanlardan kötü niyetli olarak yasal sınırlarını aşan ve bu şekilde suç işleyenleri korumak için bu kadar çok mahzurları olacak bir düzenleme akıl karı değildir. Hukuk devleti ilkesinin zarar görmemesi için bu genelge geri çekilmelidir.

AŞILAMA SÜRECİ ÇOK AĞIR İŞLEMEKTEDİR

Ülkemizde 14 Ocak tarihinde sağlık çalışanlarıyla başlayan aşılama süreci risk gruplarına göre devam etmektedir. Aşılama sürecinde 110 gün geride kalmasına rağmen iki doz aşı yaptıranların sayısı henüz 9 milyon 205 bine ancak ulaşmıştır. Tam kapanma ile beraber ülkede sosyo ekonomik açıdan ciddi mağduriyet yaşanmasına rağmen aşılama sürecinin çok ağır işlemesi, salgın ile mücadeleyi zora sokmaktadır. Aşılamadaki bu başarısızlığın devam etmesi, toplumsal bağışıklığın sağlanmasına engel olduğu gibi salgın sürecinde en başa dönülmesi riskini de oluşturmaktadır.

Yerli aşıda henüz istenilen düzeye ulaşılamadığı gibi dışarıdan sağlanan aşının tedarikinde de sorunlar yaşanmaktadır. Aşılama sürecinin bu şekilde geniş bir zamana yayılması, toplumsal bağışıklığın sağlanmasında çok önemli olan “eş zamanlı aşılama” kriterini imkânsız hale getirmektedir. Bu durum aşılamanın toplumsal bağışıklığa ulaşmadaki tesirini azalttığı gibi aşıya karşı güvensizlik de oluşturmaktadır. Aşılamanın uzun bir zaman dilimine yayılmaması için gerekli tedbirler alınmalı, aşının temini ve uygulaması için ihtiyaç duyulan alt yapı ivedilikle tamamlanmalıdır. Aşıyı üreten ülkelerin ellerindeki aşıyı farklı emelleri için baskı aracına dönüştürdükleri realitesinden hareketle; yerli aşı ile ilgili sürecin hızlandırılması büyük önem arz etmektedir.

TAM KAPANMA, AĞIR MAĞDURİYETLER OLUŞTURACAKTIR

17 günlük tam kapanma kararı, verilen kısmi desteklere rağmen değişik sektörlerde büyük mağduriyetlere neden olacaktır. Kısa çalışma ödeneği 30 Haziran’a kadar uzatılsa da, önceki süreçte başvurusu olmayanların bu haktan yararlanamaması, milyonlarca işçiyi bir anda zorunlu ücretsiz izinle karşı karşıya bıraktı. Kapanma süreci için verilen 850 TL’lik nakdi yardım, açlık sınırının bile çok altında kaldığı için çalışanlara derman olamayacaktır. En fazla zorluk yaşayacak kesimlerden biri de esnaflardır. Kira, faturalar, vergi ve primler düşünüldüğünde kapanma süreci esnafı hayli zorlayacaktır. Bayram alışverişi hazırlığı kapsamında çeşitli mal ve ürünler alan esnafın bu süreçte aldıkları mallarının ellerinde kalacak olması, ödemelerin yapılamayacağı anlamındadır. Bu kapsamdaki çalışan, esnaf ve aileleri ile birlikte yaşanacak olan mağduriyetler milyonları etkileyecektir.

Öbür taraftan kapanmadan turistler ve turizm sektöründeki işletmelerin kısmi muaf tutulması, yanı başlarındaki küçük esnafın ise yasaklar kapsamında değerlendirilmesi, bariz bir adaletsizlik olmasının yanı sıra haklı serzenişlere yol açmaktadır. Destekler; devede kulak mesabesinde kaldığı ve etkilenen tüm sektörleri kapsamadığı için mağduriyetleri gidermekten uzaktır. Oluşan bu büyük mağduriyetlerin giderilebilmesi için uygulama gözden geçirilmelidir. Destekler yaygınlaştırılmalı, tam kapanmanın sektörler arasında dönüşümlü olarak kısmi kapanmaya dönüştürülmesi, mağduriyetleri kısmen azaltacaktır.

MİLYONLARCA ÖĞRENCİNİN ÖĞRENİM KAYBI GİDERİLMELİDİR

MEB, uzaktan eğitimin başladığı 23 Mart 2020 tarihinden 23 Nisan 2021 tarihine kadarki döneme ilişkin EBA istatistiklerini açıkladı. Buna göre, örgün eğitimde 18 milyon 241 bin 881 öğrencinin olduğu Türkiye’de, 4 milyon 247 bin öğrencinin EBA’yı aktif olarak kullanamadığı görüldü. Bu da yaklaşık 4 öğrenciden birinin EBA platformu üzerinde yapılan derslerden mahrum kalması demektir. 13 aylık bir dönemi kapsayan bu veriler Milli Eğitim Bakanlığının başarısızlığını göstermektedir.

Aradan geçen bunca zamana rağmen MEB, uzaktan eğitimin alt yapısını oluşturmamış, dağıttığı tabletler ihtiyacı karşılamamış, internet alt yapısını kuramamıştır. Sınav odaklı eğitim sisteminde uzaktan eğitimin alt yapısı kurulamadığı için ciddi manada fırsat eşitsizliğinin ortaya çıktığı görülmüştür. Fırsat eşitliğinin sağlanması için ivedilikle öğrencilerin materyal ihtiyaçları ve internet erişim sorunu giderilmelidir. Ciddi manada öğrenim kaybının yaşandığı bu eğitim öğretim döneminin önümüzdeki yıl için telafi süreci mutlaka düşünülmelidir. Ayrıca sınavı amaç edinmiş mevcut eğitim politikasının gözden geçirilerek sınavla birlikte öğrencileri hayata hazırlayan bir sistem de teşkil edilmelidir.

YEMEN’DE SİYASİ MÜZAKERE SÜRECİ BAŞLATILMALIDIR

2015 yılında başlayan Yemen iç savaşı, bugüne kadar on binlerce sivilin çeşitli sebeplerle hayatını kaybetmesine sebebiyet vermiştir. Vekâlet savaşı sahasına dönüşmüş ülkede daha fazla sivil kaybın yaşanmaması için ivedilikle siyasi müzakere süreci başlatılmalıdır. Yemen Savaşı’nda aktif rol oynayan İran ve Suudi Arabistan’ın ‘siyasi müzakere’ çağrıları önemlidir. Ancak müzakere sürecinin başlaması ve sonuç verebilmesi için çatışan taraflara bu yönde baskı yapılmalıdır. Tam ateşkes sağlanmadığı sürece müzakere sürecinin başarıya ulaşması mümkün değildir. Bu açıdan askeri destek kesilerek taraflar ateşkese mecbur bırakılmalı, sivil bölgelere yönelik ambargonun kaldırılması sağlanmalıdır. Aksi takdirde insanlık krizini sona erdirmek mümkün olmayacaktır. Bu açıdan Suudi Arabistan ve İran’ın Yemen’de iç barışın sağlanması noktasında somut adımlar atması büyük önem arz etmektedir.

ABD’NİN ‘ERMENİ SOYKIRIMI’ OYUNU

Yıllardır İslam dünyasında katliam, işgal ve yıkım gerçekleştiren ABD, 1915 yılındaki tehciri 106 yıl sonra “soykırım” şeklinde nitelendirerek Türkiye’yi ‘Siyonist oyunun’ içine çekmeye çalışmaktadır. Ortadoğu Barış Planı adıyla Siyonistleri bölgede kalıcı hale getirmeye çalışan, şantajlarla bölge ülkelerini normalleşme ihanetine ortak eden ABD, Türkiye’yi de Siyonistlerle ilişkileri daha ileri seviyelere taşımaya zorlamak istemektedir. Ülkeleri şantaj ve yaptırımlarla yönlendirmeyi adet haline getirmiş ABD’ye boyun eğilmemelidir. Bir yandan müttefiklik propagandası yapıp diğer yandan hançerleyen ABD’nin ekseninden ivedilikle uzaklaşılmalıdır. Özellikle Siyonist rejimle normalleşmeye dönük çabaları boşa çıkarılmalı, ABD’nin “Ermeni Soykırımı” söylemine karşılık, Siyonistlerin Filistinlilere uyguladığı soykırıma verdiği destek dillendirilmelidir.

MISIR CUNTASI İDAMLARA DEVAM EDİYOR

Mısır’ın darbeci rejimi, hayır ve bereket ayı olan Ramazanı dahi dinlemeden idamlara devam ediyor. Geçen hafta da 17 masum insanı idam ederek yeni bir zulüm ve katliama imza attı. 81 yaşında, felçli ve yürüyemeyecek durumda olan bir Müslüman da polis merkezini basarak polis öldürmek iddiasıyla idam edilenlerden biri idi. Bu dahi suçlamalar ile yargılamaların ne kadar gerçeklikten uzak, bir mizansenden ibaret olduğunu göstermektedir. Başta İhvan liderleri olmak üzere on binlerce masum insan zindanlarda çok ağır şartlarda tutulmaktadır. Cezası kesinleşen 76 kişi İdam edilmeyi beklerken 1288 kişi de idam cezasıyla yargılanmaktadır.

Türkiye ile Mısır arasında ilişki kurulmaya çalışıldığı bir süreçte bu idamların yapılması manidardır. Mısır ile ilişkilerin düzeltilmesi, zulüm ve katliamların durdurulması zeminine oturtulursa anlamlı olur. Darbeci rejime meşruiyet sağlanması ile İhvan başta olmak üzere muhalefete yönelik baskı ve idamların devam ettiği bir süreçte ilişkilerin normalleşmesi doğru değildir. Bu idamlara gereken tepki gösterilmelidir. BM, Uluslararası kurum ve kuruluşlar, Müslüman halklar ve yönetimleri bu zulmün sona ermesi, idamların durdurulması ve zindandaki masumların bırakılması için cuntacı Sisi’ye her türlü baskıyı yapmalıdır

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.